Eğitim 9.9.2020 11:47:46 702 defa okundu

Yalan ve gerçeklik üzerine…

Baki SENDAY'ın Kaleminden...

 

Spinoza, Etika isimli eserinde “erdemin ilk ve biricik kökeni kendimizi koruma çabasıdır” diyor. Aynı zamanda “Özgür insan asla aldatıcı değil, daima iyi niyetle hareket eder” diye de ekliyor. Her şey yalana dayalı olsaydı insan topluluğu olur muydu bilinmez elbette…

Sıradan insanın, gerçeğin ağır ve acı sorumluluğuna katlanmak yerine, daha kolay ve ucuz yalanlara yaslanarak hayat sürme anlayışında olduğu, pratik tarafından, binlerce yıllık insanlık tarihinde tanık olduğumuz bir gerçeklik değil midir? Peki! her zaman yalansız yaşamak mümkün müdür? Veya nerede, ne zaman yalan söylemek gerçeklik halini alabilir?

Örneğin Nazilerin terör estirdiği Almanya da, Anna Frank ve ailesini canı pahasına saklayan Alman aile, yalan söylemekle kötü bir şey mi yaptı, yoksa onların yalanı çırılçıplak bir gerçek miydi?

Öyle zamanlar oluyor ki! Sadece aklı dinlemek akılsızlık, erdemi sevmek erdemsizlik, özgür davranmayı istemek özgürlük için ölümcül olabiliyor. İyi niyet, basiret, adalet, merhamet ve sevgi güzel erdemlerdir. Hayatta kalmak, sevileni korumak ve kurtarmak, barbarlığa karşı direnmek, bütün yollar tıkalıysa ne yapılmalı sizce? Her yerde, her zaman ve her şekilde, akıl çözüm olmayabilir. Aklın yasaları evrenseldir ama yaşanan durum öznel olabilir.

Bazen öyle durumlar de facto (fiili) olarak önümüze düşer ki, yalan hayat kurtarıcı olabiliyor. Bazen de, zamansız bir gerçeği dillendirmek felakete yol açabiliyor. Burada, ölümcül derecede önemli bir ayrıntı var ki! O da yalanın sürekliliğe düşmesidir. Çünkü böyle bir durumda, yaşamın anlamı kalmaz ve toplum da oluşamaz. İşte burada gerçekliğin önemi ortaya çıkar.

Bir insanda, iyi niyetin özü hakikat arzusuysa, orada diğer şeyler teferruattır. Çünkü özü bozuksa bir insanın yola da zarardır. Evladımızı, eşimizi, arkadaşlarımızı, dostlarımızı ve sevdiklerimizi incitebilir, kırabilir ve üzebiliriz, bunlar son derece insani şeylerdir. Ama özünde taşıdığımız niyet sorgulanmalıdır. Gerçek ve yalan konusunda da bu durum çok önemlidir. Sahip olduğumuz davranış ve düşünce bizim irademizin eseridir. Arzularımız irademizle şekillenir. Arzu söz konusu ise, akıl ikincil durumdadır. Çünkü akıl soyut, arzu ise somuttur. Bir insanda hakikat arzusu, o insanın özünü oluşturmuyorsa, hakikate sadakat yoksa, orada zararlı bir durum vardır.

Bir insanın hakikate olan sadakati, arzularına olan sadakatidir aynı zamanda. İşte bu noktada, hakikate sadakat, bazen insana, bayağı değerlere sahip örgütlü cehalet karşısında yalanı dayatabilir. Bedenleri işkencelerde lime lime edilen insanların, dostlarını ve sevdiklerini veya eylemlerini itiraf etmemeleri başka nasıl izah edilebilir ki? Hiçbir yalan özgür olamaz. Kötüler, cahiller, fanatikler ve barbarlık karşısında, samimi ve dayanışma isteyen insanlar, nasıl sonuna kadar açık ve erdemli olabilirler ki? Söylemek istediğim, yalan asla bir erdem değildir ama budalalıkta erdem değildir.

Bazen insanın en az kötülükle yetinmesi gerekir diye düşünüyorum ve yalan bunlardan biri olabilir. Ama bu yalanın genel anlamıyla doğru ve iyi olduğu sonucuna götürmemeli bizi. Çünkü yalanın nedeni, incelik, iyilik, güzel bir amaç olsa bile, sadece biçimiyle bile yalana yönelmek, kişiliğimize karşı suçtur ve alçaltıcıdır. Yalan, kişilik özelliği kazanırsa, bizi aşağılık kılan bir erdemdir.

Yalan bir kusurdur, bunu hepimiz biliriz, peki kalpsizlik ve acımasızlık da bir kusur değil midir? Doğru yaşamak ve doğruyu söylemek bir ödevdir, ama tehlike karşısında bir insana yardım etmek de bir ödev değil midir? Sakarya da, yakın zamanda yaşanan linç girişimi, sizce sadece bir vicdan olayı olarak mı ele alınmalıdır? Her zalim davranış ve barbarlık, eğer sadece vicdanı meşgul ediyorsa, hem gülünç hem de cellatlara hizmet etmek anlamına gelir. Onun için timsah gözyaşlarına dikkat etmek gerekir.

Barbarlık yaşadığımız 21. Yüzyılda, başka bir boyut kazanmıştır bütün dünyada! İnsani yardım kuruluşlarının bile, insanların acılarını, medyada pazarladıklarına tanık olduğumuz bir dünya var… Öyleyse, durum insanlık adına yalan söylemeyi gerektiriyorsa, kaçınılmaz olanı yapmak gerekir. Yani tavan arasında Yahudi bir aileyi saklayarak, gestapodan koruyan bir aile, yalan söylediği için, erdemsizdir demek mümkün müdür?

Gerçek denilen şey, kitlelere mal olmadan bir anlam ifade etmez toplumsal olaylarda. Onun için, büyük devrimler veya karşı devrimlere öncülük edenler “Kitleler içinde denizde balık gibi olmalısınız” demişler. İnanmak değil bilmek gerekir önce. İnanan şüphe duymaz ve sorgulamaz. Yalanı tam bir gerçek olarak algıladığında, Hristiyanların bir gecede binlerce paganı katlettiği gerçeklik yaşanır. Veya Nazizm’in dünyayı kana bulaması yaşanır. Nazi savaş suçlusu olarak yargılanan Hitler’in generalleri, ödevlerini ve doğru olanı yaptıklarını söylüyorlardı.

İnsan önce doğruya ve duygularına sadakat göstermeli. En büyük sadakat ise, acının hakikatine olan sadakattir. İyi niyetli olabiliriz. Düşüncelerimiz, inancımız ve değerlerimiz bunun emredebilir. İyi niyet bir mutlak haline dönüştüğünde, onun kendisine en büyük düşmanı yine kendisi olur ve ortadan kaldırır. “Cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşelidir” diyen düşünürün dediği gibi. İçi çürümüş, sıvısı kurumuş, tiksinti verici düzeyde bir doğruculuk erdem değildir artık. Etten kemikten yoksun teorik bir fanatizmdir. Hiçbir fanatizm ve delilik düzeyindeki doğruculuk, erdem değildir.

            Sonuç olarak; “Yatağında can çekişen bir insana hakikatı söylemeli miyiz” diye soruyor düşünür. Bazı düşünürler, evet, söylemeliyiz derken, bazıları da “Hayır onu ümitsizlik işkencesine maruz bırakmak doğru değildir” der. Bana göre bu sorunun cevabı can çekişen insanın talebi ve bu gerçekliğe katlanabilme düzeyine göre verilmelidir. Hayatı dolu ve doğru yaşayan biri, genel olarak ölümü de sevinçle karşılayacak olgunluktadır, çünkü ölümün bir son değil sadece durum değişikliği olduğunun bilincindedir. Doğru yaşayan bir insana hakikatı söylememek, onun elinden ölümünü çalmak olur. Yaşamak istediği gibi, barış ve huzur içinde, saygın olarak ölmesine engel olmamak gerekir. Bedeli yalan ve yanılgı olan ümit bir şey ifade etmez. Umudu hakikatin üstüne koymak, umudu çok yukarıya taşımak olur ki; bu büyük bir yanılgı ve işkencedir.

Baki Senday

bakisenday62@gmail.com

Yorumlar

Ad-Soyad
E-Mail
Yorum
Tüm Yorumlar
Tüm Yorumlar


SİZİ TANITALIM

Bilgilerinizi girerek, Dersimli Esnaf ağına dahil olabilirsiniz!

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak, ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz.

BURAYA TIKLAYINIZ

DERSİMLİ ESNAFLARIMIZ

Burçlar

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

HAVA DURUMU

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

 Bugün : 2595
 Dün : 19110
 Toplam : 39335787
 Ip No : 3.237.94.109