Kadın & Sağlık 2.8.2020 13:35:27 9366 defa okundu

Tunceli Cumhuriyet Başsavcısı ile diyaloğumuz

Başladığım bu yazı dizisine ara verilmesi sonrası telaşınızı anlıyorum. Hele de sapık müdür kısmı herkesin ortak merak konusu. Biz tek sapık sanırken, bazılarınızın aktardıklarına bakınca tam bir şaşkınlık hali...Hüsniye KARAKOYUN Yazdı...

Tunceli Cumhuriyet Başsavcısı ile diyaloğumuz

“PKK Terör örgütü değil mi?”

Başladığım bu yazı dizisine ara verilmesi sonrası telaşınızı anlıyorum. Hele de sapık müdür kısmı herkesin ortak merak konusu. 

Biz tek sapık sanırken, bazılarınızın aktardıklarına bakınca tam bir şaşkınlık hali. Peki gördükleriniz ve de iddia ettikleriniz yaşanıyorsa ne bekliyorsunuz? Bir kahramansa beklentiniz, emin olun gelmeyecek.

Benden kahramanlık beklediğinizi de görüyorum. Ancak siz kendi haklarınıza sahip çıkmadığınız sürece, kusura bakmayın…!

Cesurlukla ölmeyi göze alın. Şayet iddia ettiğiniz gibiyse…Nasılsa zaten mutsuzsunuz…

***

Bu yazma kısmı neden sekteye uğradı?

Mutlaka Tunceli gibi küçük illerin senaristlerinin bolluğunda kendince hikayeler kurgulayanlar oluyordur ancak ben sizinle gerçeğini paylaşayım.

Efendim gazete değil sanki E-5 karayolu. İnanın o kadar çok konuk ağırlıyorum ki gün içerisinde, hatta geçmişte çalışanlarımızdan biri “Hocam biz bunlarla tokalaşırken yoruluyoruz. Siz dinlerken yorulmuyor musunuz?” demişti.

Cidden yoruluyorum artık. Demek ki tahammül kotamı da doldurdum. 10 dakikada anladığım sorunlarını vatandaş bazen 4 saat anlatma gayretine giriyor. Günüm dinlemekle, ağırlamakla geçince, akşamlarım da haliyle gün içerisinde personelin hazırladığı haberleri düzeltmekle geçiyor.

En büyük keyfim olan pazarları doğaya karışmayı dahi son günlerde yapamıyorum. Yorgunluğum da haliyle haftada bir gün dahi dinlenemeyince katlanarak ilerliyor. Neden bunları yazdığıma gelince, duyurusunu girdiğim makalelerin neden sekteye uğradığına dair meramımı aktarma çabası.

***

Hatırlarsanız makalelere başladığım ilk gün “Her taşın altından çıkmak” diye bir deyimle başlamış ve bunu aklınızda tutun demiştim. Sonrasında su haberi için yola çıkış hikayemiz vardı.

İl Özel İdare Genel Sekreteri Nazif Yıldırım’ın Tunceli’nin içme sularına dair haberimiz üzerine kendince korkuturum halüsinasyonlarına kapılarak tehdit, hakaret, isnat, iftiraları vardı. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığına başvurmuştum.

Tunceli Cumhuriyet Başsavcısı ile makamındaki diyalog da bu olay nedeniyle yaşandı. Adaletin haksızlığa uğradığınızda sizi koruyacağı hissini yerle yeksan eden o diyalog ve sonrasında gelişen olaylara bakınca, finalde de beklenen oldu elbette.

 

BAŞSAVCININ ODASINDA İFADE Mİ VERDİM?

Tunceli Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Atbaş’ı ziyaret etmek istiyorum ancak Nazif ile ilgili şikayetten ötürü değil. Nazif’in kendince kurum bahçesinde yaptığı şovdan sonra sahte twitter hesabından şahsıma yönelik aynı Nazif türü, doğru olmayan cümlelerle yapılan yayınlardan özellikle bir kaçı dikkat çekici.

Paylaşımlardan birinde Kasım 2016’da yapılan ve internet sitemizde yayınlanan “HPG kimlikleri açıkladı” başlıklı haber nedeniyle Emniyet Genel Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı, Tunceli Valiliği, Tunceli Emniyeti göreve davet ediliyor.

Haberde “HPG, 7 Kasım 2016 günü Tunceli merkez Bali Deresi mevkiine düzenlenen hava destekli operasyon sonrasında ölü ele geçirilen 14 PKK mensubunun kimlik bilgilerini açıkladı.” denilmiş.

 

Bu haberle bizim PKK örgüt yandaşı gibi gösterme çabası gayretiyle bahsettiğimiz bu kurumlara çağrı yapılmış.

Sonra her nasılsa o dönem buna yönelik hakkımızda soruşturma açıldığı bilgisi de paylaşılmış.

Haber 2016 tarihli. Hakkımızda 2018’de soruşturma açıldı. O dönem çok şaşırmıştık zaten. Haber yapıldıktan uzun süre sonra bu haber dayanak gösterilerek soruşturma?

Ben gazete sahibiyim. Her haberi ben yapmam. Basın Kanunu gereği de zaten 2 ayda haberlere ilişkin soruşturma başlatılabiliyor. Çok uzun süre sonra açılınca, bunun altındaki niyeti öğrenmek istemiştim. Dönemin savcısı ifademi alırken sorduğumda birilerinin haberi kendilerine getirdiğini söylemişti.

Geçtiğimiz yıl Tunceli’deki bir gazetecinin dosyaya beni devlet karşıtı göstermek gayretli sunduğu yazılarımdan seçkilerin arasına baktım ki ne göreyim, bu haberde var. Ercan Topaç’ın “Alın bakın bu terör yandaşı” çabasıyla çıktılarını aldığı yazılarım vardı, bir de bu haber…

O dönem “Kim yapmış olabilir?” soruma yanıt, yıllar sonra karşımda duruyordu.

Sahte hesaptan yapılan diğer paylaşım ise Nazif ile Rektör Ubeyde İpek’in beni şikayet ettiği yönündeydi. İkisinden de benim haberim yok. Peki bu twitter hesabı nereden biliyor?

Bakın asla demiyorum, o halde rektör İpek ve Nazif’in yönetiminde olan bir sayfadır demek ki…!!

Başsavcıyla görüşüp adliyeden bu bilgi nasıl bu kişilere sızdırılıyor diye sormak amaçlı gerçekleşen görüşmede, Başsavcı Atbaş’ın tavrı beni tam bir şaşkınlığa düşürüyor.

Masasındaki gazetelerimizi gösteriyor ve siz gelmeden istettim diye başlayan cümlelerde, yer yer gazetemizdeki haberin üzerini öfkeyle karalıyor. Tepki veriyor. Sonra “PKK terör örgütü değil mi? Siz niye terör örgütü demiyorsunuz? Haberlerinizde terörist ifadesini neden kullanmıyorsunuz? vs” sorularıyla sesi daha da yükseliyor.

Doğrusu bir başsavcının makam odasında gazete sahibi olarak ifadem mi alınıyor, bu diyalog olağan hukuk normlarına uyuyor mu diye içsel bir yolculuğa çıkıyorken, ağzımdan “Ben bunun için mi burdayım? Suç olarak görüyorsanız soruşturma başlatırsınız.” Türünde şeyler dökülüyor. Açıklama yaptığı diğer “Kemikleri kargoyla gönderildi” haberine dair Sayın Başsavcının yanlışı düzeltme cümleleri vs derken, makamdan ayrılıyorum.

***

PKK terör örgütü değil mi?

Bu soruya yanıt aranan yer Sayın Başsavcının odası. Sorusuna yanıt almak istediği kişi ise bir gazetenin sahibi.

Şimdi soruya buradan yanıt vereyim. Bu “HPG kimlikleri açıkladı” başlığı üzerinden kendi öçlerini alma gayretinde olanlara da gelsin bu cevabım.

 

Ben PKK örgütünden bir tek insan tanımam. Hatta hiçbir örgütün mensubunu da tanımam. Hayatımın hiçbir evresinde onlarla yolum hiç kesişmedi. Hayatım boyunca bir tek gösteriye katılmış, tek bir slogan atmışlığım yok. Haber yaparken gerçekten de terör örgütü, terörist demiyoruz. Ancak hiçbir örgüte demiyoruz ama.

Sadece PKK veya sol örgütlere değil.

Misal; IŞİD’e dair haber yaparken de, bugün hükümetin etkin mücadele yürüttüğünü açıkladığı Gülen cemaatine yönelik haberlerde de demiyoruz.

Terör örgütü demeyişimiz onların taraftarı olduğumuz, yaptıklarını onayladığımız, sempatizanlık gibi algılanmasın. Aksine, insan yaşamının değerli olduğuna inanan biriyim ve ona kasteden hiçbir şeye sempatiyle bakmam mümkün değil.

Gazetede de yazarken demiyoruz, çünkü biz haberciyiz. İşimiz haberi okura aktarmak. Kimin ne olduğunu tasnif etmek habercinin işi olmamalı.

Kaldı ki, kafası karışık bir ülkede yaşıyoruz.

Tarihten birkaç örnek vermek gerekirse;

Osmanlı Padişahlarından Sultan Vahdettin zamanında yayınlanan bir fetvayla Mustafa Kemal hain ilan edildi. Fetvaya göre idam edilmeleri şart olanlar vardı ve isimleri şöyle duyurulmuştu;

“M. Kemal Paşa, Ali Fuat Cebesoy, Kara Vasıf, doktor Adnan Adıvar ve Halide Edip Adıvar, İsmet İnönü, Bekir Sami Bey, İsmail Fazıl Paşa, Celalettin Arif Bey, Hamdullah Suphi Bey, Rıza Nur Bey, Yusuf Kemal Tengirşek, Cami Baykut, Ankara müftüsü Rıfat Börekçi…”

İsimler tanıdık geldi mi?

Bunlardan ilki Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı (Mustafa Kemal), diğeri de ilk başbakanı ve 2. Cumhurbaşkanı (İsmet İnönü)

***

Adnan Menderes; 1950-60 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı görevinde bulundu. 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesiyle tutuklandı. 17 Eylül 1961 tarihinde asılarak idam edildi.

Sonra?

Türkiye Büyük Millet Meclisi 1990 yılında çıkardığı yasayla, Menderes ve onunla beraber idam edilenlere itibarlarını iade etti.

Adı Türkiye’nin en büyük havalimanına verildi. Asıldığı Yassıada bu yıl “Demokrasi ve özgürlükler adası” oldu.

***

-Fetullah Gülen uzun yıllar “Hocaefendi” idi. Şimdi “FETÖ Terör örgütü elebaşı”

***

Zekeriya Öz, Cumhuriyet Savcısı olarak başladığı kariyerinde 2004-2015 yılları arasında adını sıklıkla duyduğumuz, hızla yükselerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili olmuşken, bindiği zırhlı araçlar, özel yetkileri vs derken, 12 Mayıs 2015 tarihinde HSYK tarafından yapılan açıklamada Zekeriya Öz'ün meslekten ihraç edildiği bildirildi.

Şimdi aranan bir firari ve vatan hainliğiyle suçlanıyor.

***

Liste uzun.

Fakat meramımızı anladınız muhakkak.

O nedenle biz işimizi okura haberi olduğu gibi aktarmak olarak tanımlıyoruz. Kim terörist kim kahraman kim elabaşı diye yaftalamak bizim işimiz değil.

Bu aklı, ortalama 80 yıl yaşarsak idareli kullanıp aklı selim ölmektir isteğimiz. O nedenle ülkedeki savrulmuşluktan en az hasarla yırtıp, ebediyete göçerken işimizi düzgün yapmanın gayretinin sonucu huzurla ayrılmaktır niyetimiz…

O nedenle demiyoruz “terör, terörist, elebaşı…vs”

Yoksa zaten tanımayız, bilmeyiz örgütleri de işleyişlerini de…sempatimiz de yok. Çünkü tanımadığına sempati besleyemez insan.

Şimdi madem terör yandaşı aranıyor, buradan hükümetin Gülen Cemaatine yönelik başlattığı ve “FETÖ Terör Örgütü” adını verdiği soruşturmalar kapsamında yapılanlar çerçevesinde bir hatırlatma yapalım.

Belki bilmezsiniz Sayın Başsavcı; İmamlıktan terfili Tunceli İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Nazif Yıldırım burada kapatılan ve hazineye devredilen FETÖ dediğiniz yapının okulunda Okul-Aile Birliği Başkanıydı. Okulun bahçesinde günlerce özel idarenin araçları çalışırken, o dönem muhtarlardan biri bizi arayarak “İl Özel İdarenin işi köy yollarını yapmaktır. Bizim yolumuz yok ama kurumun araçları Gülen Cemaatinin okulunda çalışıyor” demişti.

Sayın Başsavcı terörist arıyorsunuz ya…

Hükümet bu aralar bu yapıya terörist diyor da.

Yalnız, soruşturmaya kalkışırsanız bulmakta zorlanırsınız.

Misal, geçen gün İçişleri Bakanlığından gelen Mülkiye Başmüfettişi de Nazif Yıldırım’ın Dersimspor’un gizli yöneticisi olduğunu araştırırken İl Dernekler Müdürlüğü yöneticileri “Vallahi-billahi Nazif yok” diye kendilerini paraladılar ama müfettiş üsteleyince

“Aaaa! Adı çok küçük yazılmış diye gözümüzden kaçmış” misali “Evet kulübün üyesiymiş” demek zorunda kaldılar.

Araştırırken kurumun bahçesindeki kameralar misali olmasın savcılığın araştırması yani.

Hani bilirsiniz, hiçbir resmi kurumun kamerası 2 günlük kayıt almaz. Aldıysa demek ki kamera ihalesinde de yolsuzluk var demektir.

Öyle değil mi?

Savcılarınızdan biri bu yalana inanıp dosyaya takipsizlik vermişte.

Bilin ki, Nazif’in tehdidi sizin adliyedeki takipsizlik kararı arasında yitip gitmeyecek Sayın Başsavcı.

Bugün ülkede bu kadar kadın cinayeti niye işleniyor, adliyelerden çıkanlar hemen kapıda hasmının üzerine niye kurşun yağdırıyor diye bakın lütfen.

İnsanlar adaletten beklentisini yitirdiğinde kaos olur.

Bu kaosa dur demek için Tunceli İl Özel İdaresinin mahkeme kayıtlarına da giren ve sadece 2 günlük kayıt alınabildiği söylenen kamera ihale şartnamesini inceleyerek başlayın lütfen…

Adalet arayışı beklentimize cevap niyetine.

SÜRECEK

Hüsniye KARAKOYUN

Yorumlar

Ad-Soyad
E-Mail
Yorum
Tüm Yorumlar
Tüm Yorumlar


SİZİ TANITALIM

Bilgilerinizi girerek, Dersimli Esnaf ağına dahil olabilirsiniz!

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak, ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz.

BURAYA TIKLAYINIZ

DERSİMLİ ESNAFLARIMIZ

Burçlar

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

HAVA DURUMU

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

 Bugün : 12101
 Dün : 23259
 Toplam : 39286434
 Ip No : 3.230.119.106