Güncel 5.8.2022 16:37:00 733 defa okundu

Billur Aktürk Yazdı

Medya ve Toplum

Aslında medyanın geldiği son nokta, bir anlamda, toplumun da aynası. Mesela, parçalanmışlık, vasat tarafgirlik, sıradan ruhla sunulanın yarattığı tatminsizlik, muhalefet yapmanın akıl –bilgi -birikim ve namuslu analiz gerektirdiğinin göz ardı edilmesi, dahası insana yakışır üslup şartı.

Bitmedi! Altı boş duygusal tezlerle gerçekleri görmezden gelerek, siyasal elit tarafından fark edilme, güç devşirme çabaları, eleştiri diye bel altı ironiler vs. vs…

Peki siz, bu eleştilerin ne kadar uzağındasınız?
Yani, şunu demek istiyorum, medya çalışanları yurt dışından ya da başka bir galaksiden ithal edilmiyor. Bu toplumdan çıkıyor. Toplum neyse, medya ya da medya çalışanı da o. Tıpkı, diğer meslek erbapları, örneğin, politikacılar, hukukçular, ayakkabı tamircileri, siyaset bilimciler, tornacılar vs. vs. gibi.  Yani, medyaya ya da medya çalışanına hak ettiğinden fazla anlam yüklemek doğru değil. Öte yandan, ‘bağımsız medya’ adlı şehir efsanesinin peşinde argüman geliştirenlere de bir çift sözüm var: dünyanın her yerinde TAMAMİYLE BAĞIMSIZ bir medya sadece şehir masalı.

Yoksa, örneğin İngiltere’de basın özgürlüğü tartışmalarını şiddetlendiren, The Guardian baskını yaşanmazdı. Hatırlayın, İngiliz hükümeti bu baskınla, gazeteye Snowden'ın belgelerini imha ettirmişti ve The Guardian gazetesi’de, İngiliz hükümetinin baskısı yüzünden, eski CIA çalışanı Edward Snowden'dan aldığı bütün materyalleri imha ettiğini itiraf etmişti.

Dönelim bize. Bizde koca koca iş adamları, sanayiciler vs. vs. kendi ÖZ SERMAYELERİ ile, büyük- büyük medya kuruluşları kuruyorlar. Hani bizde bir laf vardır, parayı veren düdüğü çalar diye. İşte, içinde 17 yaşından beri (30 sene olmuş) bulunduğum medya da, böyle işliyor ve hep de böyle işledi. Yani, medya kurumunun sahibi, haberin kurallarını ve sınırlarını belirler.

Bu sınırların, medya patronunun çıkarları ile çelişmeyeceği de herkesin malumu.  (Aaaa!! Ama elbette, az da olsa bağımsız gazete kuruluşları ve kurumları var ama onlar azınlık oldukları için bu yazının konusu değiller.)

Hadi şimdi bizdeki medya patronlarını bir kenarda bırakalım gelelim günümüz gazetecilerine. (Bu arada Batıda sanayici, iş adamı medya kuramazdı ama sosyal medya ile bu kural delindi. Bakınız: Twitter’ın yeni sahibi.) 

Düşünülenin aksine, bir köşe yazarının, bir dünya görüşünün- siyasi bakışının olması, yazılarını bu görüş üzerinden okuyucuya sunması, yani bir taraf olması elbette normal. Normal olmayan, taraf olmak adına, bilgiyi manipüle ederek, nadan bir tavırla, bilginin erdemi sadece kendisindeymiş gibi, kalemşörlük yapması.

Sahadaki muhabir, gazeteci arkadaşlarımız için ise durum biraz daha farklı. Haberin, eğilip – bükülmeden, olduğu gibi verilmesi, meslek etiği adına çok önemli.

Peki iş böyle mi işliyor? İşte bu tartışılır. Aslında bu noktaya, medya- toplum ilişkisi üzerinden, şöyle bir soruyla da ayna tutabilirim.  Kendisi gibi düşünmeyene gülümseyen, sunulan argümanı sağduyu ile eleştiren, karşısındakine üstencilik yapmayan, tartışma sırasında pis pis sırıtmayan, dahası egosunun tırnaklarını karşısındakine geçirmeden konuşan kaç kişiyiz? Cehaletin bu kadar cesaretlendiği, farklı düşünenin, hızla linçe uğradığı bu ortamda, hangi etik kurallardan söz etmek mümkün Düşünsenize, sizin istediğinizi söylemeyen herkes tü kaka, herkes satılmış, herkes kötü. Tek iyi ve doğru sizsiniz! Peki buna nasıl karar verdiniz? Dahası, sizin sunulan argümana karşı, elinizde ne var? Kendi savınızı, hangi bilimsel- toplumsal veriye, kaynağa dayandırıyorsunuz?  Yoksa, tarafı olduğunuz birinin söylemlerine mi? Gerçekten araştırıyor, okuyor, üzerinde düşünüyor musunuz?

Eğer, sıradan bir vatandaş olarak, sokakta bile karşınızdakinin söz ve düşünce hakkına katliam yapmakta bir beis görmüyorsanız, medyayı niye topa tutuyorsunuz? Bu ağır bir haksızlık değil mi? Medyada sık sık rastladığımız itibar suikastlarını, bu soysuz vasatlığı dış güçler mi yapıyor? Bu medya tetikçileri ithal mi geliyor?

Gelin şimdi de, yüzümüzü başka bir pencereye, biz medya çalışanlarının haline çevirelim.
Gelin şimdi de, yüzümüzü başka bir pencereye, biz medya çalışanlarının haline çevirelim.
Günümüz medya sektörünün kuralları, işleyiş biçimi eskiye rahmet okutuyor. Mesela kaç editör, kaç haber kameramanı ya da moderator, 212 Basın Kanunu’na göre çalışıyor? Bu çalışanlar neye göre belirleniyor? Dahası, bu haksızlık ne zaman cezalandırılacak? Öte yandan, Türkiye’de 200’ün üzerinde üniversite var, bunların en az beş- altı  bölümü medyaya yönelik eğitim veriyor. Her bölüm en az dört yüz kişi alıyor.  Yani, bir yılda bir üniversiteden:  6 bölüm X 400 öğrenci = 2400 medya çalışan adayı mezun oluyor. Bu rakamı çarpın 200 ile (tekraren, Türkiye’deki ortalama üniversite sayısı) Her sene 480 bin kişilik medya sektörüne aday var demektir.

Hangi sektör her sene böyle bir istihdam sağlayabilir? Çocuklarına özel üniversitelerden diploma satın alan aileler, mezun olduktan sonra asgari ücreti zor alan çocukları için endişe ediyorlar. Etmeyin efendim, üniversite eğitiminde medyayı eğlenceli ya da kolay bulduğunuz için gönderdiğiniz çocuğunuzun bu sektöre sizin beklediğiniz katkıyı yapması mümkün değildir. (Elbette bu sektöre gerçekten gönül vermiş, okuyan – araştıran- öğrenmeyi hayatın erdemi gören genç kardeşlerimizi bu tanımların dışında tutuyorum.)

Hadi devam edelim.

Medya yöneticilerinin dikkatine: medya çalışanı, teknik eleman değilse memur değildir.
Medya yöneticilerinin dikkatine: medya çalışanı, teknik eleman değilse memur değildir.
Dolayısı ile, devlet dairesine girer gibi her gün kart basma sorumluluğu olmamalıdır. Habercilik, televizyonculuk, gazetecilik sahada olmayı- araştırmayı- insan ilişkilerini geliştirmeyi- teknolojiyi takip etmeyi- gündemin izinde olmayı gerektirir. Bu da yerinde oturarak, bilgisayarın başında olmaz. Allah aşkına, söylesenize, yerinde oturarak neyin özgün üretimi yapılabilir? Dahası, televizyonculuk pahalı bir iştir. Çünkü içerik kadar, görsellik de önemlidir. Yani iyi şeyler üretmek için, yeterli teknik donanım- yeterli maddi yatırım şart. Yoksa, indir oradan buradan, yap programla olmuyor bu işler.  

Ezcümle, dünyada tarih boyunca, daha önce de dönemsel büyük kırılmalar yaşandı. Yine büyük kırılmaların yaşandığı bir dönem içindeyiz. Hepimiz biliriz ki, bu büyük kırılmalarda, cehaletin sesi hızla yükselir. Bakınız, dünya savaşları – Bolşevik Devrimi – günümüz Avrupa’sının sosyal ve siyasal durumunun yarattığı kaos vs. vs. Tüm bu süreçlerde, toplumda bir alt- üst karmaşası hep olmuştur ve bu değişimi, toplum üzerinden okumanın en kolay yolu medyadır. Ama yine tarih gösteriyor ki, taşlar er geç yerine oturur. Toplum medyadan zevk almaya başladığında, kendi ile ilgli şikayetlerin de oldukça azaldığını fark etmesi kuvvetle muhtemeldir.

Yorumlar

Ad-Soyad
E-Mail
Yorum
Tüm Yorumlar
Tüm Yorumlar


SİZİ TANITALIM

Bilgilerinizi girerek, Dersimli Esnaf ağına dahil olabilirsiniz!

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak, ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz.

BURAYA TIKLAYINIZ

DERSİMLİ ESNAFLARIMIZ

Burçlar

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

HAVA DURUMU

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

 Bugün : 6007
 Dün : 21697
 Toplam : 51448541
 Ip No : 3.238.225.8