Manşet 20.6.2019 14:28:22 222 defa okundu

İnsanlığın Geleceği Üzerine…

İnsan denilen memeli, sonu gelmemiş bir boşlukta başlangıcının bilinmezliğiyle sonunun bilinmezliği arasında, bir serüvenci gibi serüven olan hayatını yaşamaktadır.

Bir bütün olabilmek ve yetkinleşmek için çırpınıp durmaktadır. Kendini her yeni yaratma arzusu, büyük kıyımlar ve facialar doğursa da vazgeçmiş görünmemektedir.

 

Hayat gerçekten de sonu gelmeyen bir serüvendir. Bu serüven defalarca yıkımla sonuçlansa da insan kalktığı yerden, yeniden yıkıma uğrayacak bir çabayı sürekli göstermiştir. Tarih, bize binlerle ifade edilecek örnekler sunmaktadır. İnsan günümüzün bilinç taşıyıcısı olan kitapların kapakları arasına serüvenini yalanlarla süslese de gerçeklerden kurtulamaz. İlk insan, güneşin ışığından ve yakıcılığından kurtulmak için nasıl ki ağaç kovuğuna ve mağaralara sığındıysa, günümüz insanı da kendi yalanlarını iki kapakla gizlediği kitaplara saklamaya çabalar.

 

 

Tarih eğer doğru öğretilseydi, insanlık tarihinin uygarlık adı altında ne yıkımlara sebep olduğunu görebilirdik. İlk insan, güneşin ışığına karşı ilk yalanını mağarasında söylerken, tarihi yazanlar da yalanlarını iki kapak arasına sıkıştırdılar. Bugün insanlık, başlangıç ile sonun arasında, kendini aşmanın çırpınışı içinde debelenip durmaktadır. Roma’nın çöküşünde Hristiyanlık, Firavun’luğun çöküşünde Musa’nın asası, Ortadoğu paganizminin çöküşünde İslam bir yenileşme ve kurtuluş reçetesi oldu.

 

Ama her çürüme ve yıkım yenilik getirmez elbette. Yıkım çoğu zaman bilinmezlerle doludur. Rus devriminin bir yıkım olacağını ve bugünkü sonuca evrileceğini çok az tarihçi öngörmüştür. İnsanoğlunun kibri, yenilenmeye karşı direnmesi ve yalnızlığı onu kısırlaştırmıştır. Her bilinmez aynı zamanda yeni bir başlangıcın da sebebidir. Bilinmeze olan merakımız bizi mucit olmaya zorlar. Bir alev gibi, iki karanlık arasında dengedeyiz. Başlangıcın ve sonun karanlıkları arasında evrende, büyük bir ormanın kıyısındaki bir evdir bu dünya. Başlangıcı hiçbir zaman tam bilemeyiz. Sonumuzu da.

 

Bu şekilde devam edersek, dünyayı bir yıkımın beklediği kesindir. Bu yıkım gerçekleşmeden, yeni Nuh’lar ve gemiciklerini hazırlayanlar vardır elbet. Gemilerinin oturacağı dağları da seçmiş olabilirler. Kendilerine gerekli hayvan türlerinden de seçim yapmış olmalılar.(Hizmetlerini yürütecek nitelikte ve sayıda insan gurubu) İnsanlığın gidişatını sadece izleyip gözlemleyen niteliksiz kalabalıkların, vurdumduymazlığının bir yıkımla sonuçlanması son derece doğaldır. Yaşamı bütünleşmeye götürecek olgu bu yıkımlar olamaz elbette. Ama büyük ve yeniden yaratıma götürecek bir yıkım kaçınılmazdır.

 

İnsan bilincinin en değerli oyuncakları kitaplardır. Kötülük üstüne kötülük türeyip, yeni bir Musa ve onun asasını beklemek veya Nuh’un ortaya çıkıp, gemisini yüzdürerek insanlığı kurtarmasını beklemek yerine, kitap denilen en değerli oyuncaklarımızla çok oyalanmamız daha doğru olurdu. İnsan ilk dönemlerinde tahtadan, taştan yaptığı küçük şeylerle düşünüyordu. Sonra dikili taşlar, silindirler ve papirüs denilen derilerle ve hiyerogliflerle düşündü. Şimdi ise, iki kapak arasında yer alan kitaplarla düşünüyor.

 

Ama günümüz egemenleri, dünyayı yıkıma götürürlerken, kitapları da yeraltı kovuğu gibi, kendi yalanlarını güvenle saklayabildikleri bir mahzen olarak kullanmaktadırlar. Büyük ve niteliksiz kalabalıklar ve kitleler ise, bu yalanları birer amentü kabul edip, peşlerinde sürüklenmenin kolay mutluluğunu yaşamaktadır. İşte insanlığı yıkıma götürecek olan da bu sorumsuzca davranışlarımız olmaktadır.

 

Tarih boyunca, insan bilincinde iki bilgi topluluğu vardır. Bunlardan biri, insanın kendi kendine söylediği şeylerdir, ki bunlar çok tatlıdır kendisi için diğeri de, meyveleri son derece acı olan bulguladığı şeylerdir. Bulgulamak sadece kafayla olacak iş değil, gövdeniz ve kanınızla da mümkündür. Hayatın en büyük öğreticisi, yaşamın bizatihi kendisidir. Onun için, bedelini ödeyerek öğrenip yaşadıklarımızı asla unutamayız.

 

Şimdi yeryüzünü aşan bir insanlık ve uygarlık var. Bu durum aynı zamanda hoşnutsuzluğumuzun ve tedirginliğimizin de temel sebebidir. Kendi ellerimizle yıkımlar sonucu yarattığımız bu uygarlığı değiştirecek güçten de yoksunuz artık. Bu uygarlığın yıkıcıları, yine bunu kurduran egemenler olacak ve onların Nuh’un teknesi gibi tekneleri hazırdır diye düşünüyorum. Bu durum bir alınyazısı değildir elbette. Ancak alınyazısı hayat denilen serüveni kuşatan koşullardır.

Serüvenci olarak bizler, alınyazısına yön vermezsek olacak olan bellidir. Yıkımla yok olmak istemiyorsak, ayağa kalkmak ve alınyazısı gibi görünen koşullara karşı koymak gerekir…

 

 

Baki Senday

bakisenday62@gmail.com

Yorumlar

Ad-Soyad
E-Mail
Yorum
Tüm Yorumlar
Tüm Yorumlar


SİZİ TANITALIM

Bilgilerinizi girerek, Dersimli Esnaf ağına dahil olabilirsiniz!

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak, ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz.

BURAYA TIKLAYINIZ

DERSİMLİ ESNAFLARIMIZ

Burçlar

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

HAVA DURUMU

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

 Bugün : 16203
 Dün : 18350
 Toplam : 30104470
 Ip No : 35.153.73.72