Ovacık 17.5.2021 08:58:23 20126 defa okundu

İnsanlar Size Nereden Seslensin Sayın Vali?

Hüsniye KARAKOYUN Tunceli Valisi Mehmet Ali Özkan'a çeşitli sorular yöneltti ve konuşana açılan soruşturmaları geçmişten örneklerle harmanladı...İşte o makale:

 

Tunceli’ye bağlı merkez köylerin 53 muhtarından 31’i CİMER üzerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a İl Özel İdare Genel Sekreteri Nazif Yıldırım’ın usulsüz işlerini, yanlı tutumunu, ilimize gönderilen kaynakların nasıl keyfi harcandığını ortaya koymuş, sesini duyurmaya çalışmış. Dilekçe vermişler ama aylardır yanıt yok.

Tunceli Valisi Mehmet Ali Özkan muhtarlarla toplantı yapıyor. Adı muhtarlar toplantısı ve güya muhtarların sorunları dinlenecek, çözüm sunulacak. En azından muhtarların beklentisi bu yönde. Ancak söz isteyen muhtarlardan biri, ikincisi, üçüncüsü, dördüncüsü ve beşincisi ayağa kalkıp hep Genel Sekreter Nazif Yıldırım’a dair sıkıntılarını paylaşınca, vali konuşanların önünü kesmek maksatlı “Olayı kişiselleştirmeyin” diyor.

Şimdi soruyoruz size sayın vali, madem muhtarların derdini dinlemeyecekseniz niye topladınız?

Madem seçilmiş o insanların sorununu kişisel olarak nitelendirdiniz, 53 muhtarı olan kentte 31’inin sürekli çırpınıp seslerini size duyuramadıkları için bu ülkenin en tepesine duyurma çabası da mı kişisel? 31 muhtarın Tunceli İl Özel İdaresi Genel Sekreteri ile sorun yaşaması size normal mi geliyor?

Çıralı Muhtarının yol yapımına dair dilekçesine “Yapmayacağım onun işini. Çünkü içimden gelmiyor” diyen Nazif’in köy cami imamlığından bu hükümet zamanında, sınavsız, yatay-dikey-paralel ne derseniz adına, kamuda yükselmenin hiçbir türüne uymayan bu yükselişindeki tuhaflığıyla bulduğu güç ve sarhoşluğuyla yöneticilik yaptığı kurumu arpalık gibi kullanması, size bu adamın makamı kişisel hesaplarıyla yönetiyor hissi vermiyor da, seçilmişlerin size sesini duyurma gayreti mi kişisel geldi?

Nazif Yıldırım sınır tanımaz pervasızlıklarında, kaldı ki personelinin mobbing, bizi tehdit iddiaları için dahi İçişleri Bakanlığından Mülkiye Müfettişi gelmişken, usulsüzlük yaptığı iddiaları ve beni yolda durdurup aktarılan çok vahim (içinde bir kadın geçtiği için) burada yazmak istemediğim iddialar dahi sizin tarafınızdan biliniyorken, bazı ihalelerdeki yolsuzluklar ayyuka çıkmışken, KÖYDES kapsamında gelen paraların neredeyse tamamı yollara ayrılmış ama kentte Karayolları Bölge Müdürlüğü’nün yaptığı Tunceli-Elazığ yolu dışında bir tek konforlu yolumuz yokken, Nazif’in yaptıklarını size aktarmayıp ne yapsın insanlar? Dubai’ye sığınıp oradan mı seslensinler?

Kaldı ki bu tehdidiyle ilgili size verilmiş dilekçemiz, üstelik içme suları gibi temel bir besin kaynağının bu kentte % 56’sının “KULLANILAMAZ” raporuna sahip olduğu için bu tehdide maruz kaldığımızı  verdiğimiz dilekçe ile aktarmışken, üzerinden aylar geçti?

Nazif’in muhtarları şikayetinde de belirttiği gibi, içme sularındaki sorunu gidermesi gereken kurum Özel İdareyken, yıllardır Nazif’e İl Sağlık Müdürlüğü tarafından gönderilen raporlar neden dikkate alınmamışta, biz içme sularının durumunu haberleştirince tehdit yoluna başvurdu? İçme Suları Yönetmeliği, sulara dair olumsuz raporlardan onu kullanan her bir bireyin bilgisi olması gerektiğini söylüyor. Biz bu halk sağlığı sorununa dair durumu size aktaran bir dilekçe verdik ve ekine de yaptığımız haberi ekledik. Ne yaptınız halkın sağlığıyla oynayan bu zihniyete karşı?

***

83 milyon nüfusu olan bir ülkenin 81 ili var ve siz bu 81 ilden birinin valisisiniz. Binlerce insanın sorununa derman olmak, çözüm sunmak, ortak paydada buluşmak ve daha bir çok şey için bu göreve atanmışsınızdır. Köylü Mehmed Ağa değilsiniz ki Nazif’in sürekli insanları kirletmesine, isnat, iftira, mobbing, usulsüzlükte sınır tanımamasına sessiz kalıp, asasından korkup, sineye çekesiniz…

Nazif Yıldırım, muhtarların bu şikayetini sizin elinizle cezalandırmak isteyecek kadar sizden yüz bulmuş olacak ki, İdari Hizmetler Şube Müdürlüğü’ne şikayet dilekçesi veriyor. Dilekçedeki ifadeler de ilginç. Muhtarların Alevi olduklarını ima ediyor ve iddiasında Sunni olduğu için kendisinin şikayet edildiğini demeye varan, muhtarları terörden tutunda kendisinden çıkarlarına cevap bulamadıkları için yıpratma çabasına kadar nereden tutturursa artık oradan vurmaya çalışıyor.

Sunniliğe dayandırmasının, terörle ilişkilendirmesinin, çıkarları var ifadelerinin hepsinin kasıtlı olduğu sırıtıyor. Sizi etkilemenin yolunun kendisinin sunni olmasından kaynaklandığına inandırıp, Aleviliğe dair nabız yoklamaktan daha bir çok şeye kadar sizin elinizle cezalandırma gayreti kusuyor.

Bunu yapmasının nedeni var kuşkusuz. Gariban köylü bir baba-oğulun medyada yer alan röportajından ve bize gönderdiklerini biz de valisiniz diye sorunu çözme noktasında olduğunuz itibariyle size ulaştırdık. Siz çıkıp o köylüler hakkında soruşturma açılması talimatı verdiniz ve bu açıklamayı da internetten yayınladınız.

Vatan, millet, kahraman Türk askeri gibi her dönem hep duyduğumuz klasik cümlelerle Nazif’e dil uzatacaklara adeta güç gösterisinde bulundunuz. Şimdi soralım size Sayın Vali, farzedin ki o iki köylü yalan söyledi. Siz bunu nereden anladınız? İnceletmediniz bile iddialarını. Önce araştırılması talimatı verseydiniz sonra da yalan söylediklerine kanaat getirdiyseniz başkasını da kirletmesinler diye soruşturma açsaydınız haklarında.

İnsanların hepsi elbette doğruyu konuşmayabilir ancak konuştukları anda yalan söylüyorlar diyeceğiniz bir makamda değilsiniz. Bu klasik refleksi biz-onlar-ötekiler verir ama sizin gibi 80 binin üzerinde insanı yönetmek teslim edilmiş kişi böyle davranır mı, sizin vicdanınıza bırakıyoruz.

Bu kent çok zalim yönetici gördü Sayın Özkan. Hafızasında acıları taze duran, adı geçtiğinde içimizin öğürdüğü çok zalimane yönetici hikayesi hatırlıyoruz. Sürgün ettikçe zevkten dört köşe valiler gördük. İnsan hayatını parçalarken karşı konutta çevresindeki dalkavukların ateşini harladıkları mangal partilerinde, kentin plakasına denk 62 kamu görevlisinin sürgünüyle sarhoş olan valiler kaydetti hafızamız. Ama aralara serpiştirilmiş, hatırladıkça içimizin mutlulukla dolduğu hikayelerin kahramanı olan valiler de kaydetti hafızaları bu kentin.

Misal; silsile yoluyla sürekli atanan Mustafa’ların sonuncusu Mustafa Taşkesen’in mezaliminden sonra kente vali olarak atanan Hakan Yusuf Güner’in askeri üst düzey yöneticilerle yaptığı bir toplantıda, Tuncelililerin devleti sevmediğini ima eden komutana “Her gün üzerinden helikopter uçurduğumuz bir halk bizi niye sevsin? Helikopter pisti niye şehrin içinde?” sözü sonrası taşındı sizin oturduğunuz konuta yakın yerdeki helikopter pisti.

Sevgi zorla yaratılmaz Sayın Vali. Samimiyet ve karşılıklı olduğunda, birine bunu söylemenize gerek kalmıyor.

Tunceli’ye atandığınızda siz kente ulaşmadan sizin çok mevzuatçı, asla hileli bir işe prim vermeyeceğinize dair söylemler dolaştı. Bu ihtimali kuvvetlendiren bir şey daha vardı ki o da uzun yıllar kaymakam olduğunuz halde yeni vali oluşunuz. Bu durum, ilde “Demek ki siyasilerin eteklerine tutunma gayreti yok” şeklinde yorumlandı.

Sizinle tanışmaya gelenlere anlattığınız çocukluk anılarınızı da üleştirin bu kent ile ve genişletin çerçevesini, aslında çoğunluğumuzun hikayesiydi diye daha bir sıcak, samimi ve yakın geldiniz.

Şimdi o duygu, yerini koca bir boşluğa, hayal kırıklığına, çaresizliğe bırakmadan, elimizde birer odunla, kilometrelerce yolu birlikte yürüyerek, naylon çizmelerin içi karla ıslanmış, soğuktan donarak gittiğimiz o okullardan birlikte sıyrılıp geldiğimiz bugünkü konumumuzda, işte sizden beklediğimiz; o gün biriktirdiğiniz zorluktan süzülüp gelecek insanlığınıza talibiz.

Bize zalim bir vali, derdini anlatana “Kahraman Türk askeri, terörle mücadele etmiş vatan evlatları…” ile başlayan klasik cümleler kuran bir vali değil, yüreğini kentin avucuna bırakıp, “Bizi sevmenizi beklerken, bilin ki önce ben sizi seviyorum”u gösterin.

Bu ülkede kahramanlar oldu elbet. Ama askerin, polisin tamamının kahraman olmadığını artık ülke kabul etmiş olsa gerek ki; Hakim, savcı, genelkurmay başkanı, vali, 22 bin küsur emniyet üst düzey yetkilisinden 14 bini şu anda cezaevinde.

Üstelik bunların suç işlediğini bizzat bu ülkenin Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı söylüyor, biz değil.

İnsan nihayetinde karşımızdaki. Korucusu da suç işleyebilir, valisi, polisi, askeri personeli de.

Kayıtsız-şartsız “Kahraman” diye başlanan cümleyi artık bırakmak gerekiyor. Yüzbinlerce kişiyi çatısı altında barındıran teşkilatlara, tornadan çıkmış, tek programla programlanmış personel atanmadığına göre, suç işleme ihtimalleri olduğu gibi; mükemmel, görevi layıkıyla yapanları da vardır.

İşte olaya buradan bakın ve Nazif’i korumak adına 2 garibana gözdağı vermek yerine, bugün sizin için bir dönüm noktası olsun. Nazif Yıldırım, size bağlı bir memur. Şayet gereğini yapmazsanız, geçmişte önüne milletin içinde kitap fırlatıp “Madem öyle al kendin yap” dediği ve toplantıdan çıkanların anlattığının kentin yarısı tarafından duyulduğu bir valiye dönüşürsünüz.

O her yaptığı yanına kar kalan ve sırtını yasladığını iddia ettiği siyasi güç ile 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda olmayan “Ayağa Kalkmadı” cezasını memuruna vermesi de Nazif Yıldırım’ın bu güç sarhoşluğunun sonucu. Kolay mı köy cami imamlığından bir anda Tunceli İl Özel İdaresi Genel Sekreteri olmayı hazmetmek?

İşte sonuçları: Liyakat, beceri, bilgi, hak edilerek gelinen makam olmayınca, güç sarhoşluğu, hazım sorunu yaşanıyor. Nazif bunun en iyi örneği.

Ve son niyetine; İçişleri Bakanlığından gelen Mülkiye Müfettişlerinin tavsiye ettiği cezaları Nazif’in kurumundaki disiplin kurulunda görüşülmek üzere havale ediyorsunuz. 16 yıl öğretmenlik yapmış biri olarak soruyorum; 657 Tunceli’de yeniden mi yazılıyor?

Hüsniye KARAKOYUN

Yorumlar

Ad-Soyad
E-Mail
Yorum
Tüm Yorumlar
Tüm Yorumlar


SİZİ TANITALIM

Bilgilerinizi girerek, Dersimli Esnaf ağına dahil olabilirsiniz!

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak, ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz.

BURAYA TIKLAYINIZ

DERSİMLİ ESNAFLARIMIZ

Burçlar

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

HAVA DURUMU

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

 Bugün : 13199
 Dün : 18615
 Toplam : 45535869
 Ip No : 3.239.58.199