Eğitim 22.9.2020 15:01:00 1576 defa okundu

İklim değişmesi nereye?

Prof. Dr. Cem SOMEL, medyadaki günlük haberlerin karmaşasında önemli olanların gündeme gelmemesine dikkat çeken Tunceli EMEK Gazetesine özel bir makale kaleme aldı. İşte herkesi bir kez daha düşünmeye sevk eden o yazı:

Medyada haberlerin ağırlığını gelip geçici günlük havadisler oluşturuyor. Kaderimizi etkileyen küresel sorunlar arka planda kalıyor. Dünyada insanları uğraştıran ciddi sorunların birçoğu ortak, sebepleri de aynı.

Örneğin; şu sıra ABD’nin batı eyaletlerinde, Brezilya’da Amazon bölgesinde ve Avustralya’nın güneydoğusunda devasa yangınlar ormanları tahrip ediyor, kasabaları köyleri yok ediyor. Bu yıl Sibirya’da bile orman yangınları çıktı. Dünyada ortalama sıcaklık yükseldikçe çok geçmeden benzerlerini Karadeniz’de, Doğu Anadolu’da, Toroslar’da görmemiz muhtemel, hatta mukadder. Uzmanlara göre, iklim değişmesi Anadolu’da kuraklığı artıracak.

İklimin değişmesi yer yer kuraklığa sebep olurken, yer yer fırtınalara, sellere yol açıyor. Eylül başında Sudan’da Nil Nehri taştı; Hartum’da 650 bin kişinin evini su bastı. Kuraklık, sel, fırtına olayları birçok ülkede tarımda mahsulü etkileyerek toplumsal çatışmalara sebebiyet veriyor.

Örneğin; Suriye’deki iç savaşın önemli sebeplerinden biri 2006-2011 yıllarında sürekli kuraklık sonucu gıda hasadının azalması, gıda fiyatlarının artması, su sıkıntısının artması ve köylerde geçinemeyen Suriyelilerin kentlere göçmesi idi. (Baas rejiminin politikaları ilave etkendi.) Dünyada son yıllarda vuku bulan ülke içi ve ülkeler arası göçlerin çoğuna iklim değişmesiyle bağlantılı tabii afetler sebebiyet veriyor.

İklim değişmesi büyük ölçüde fosil yakıt (kömür, doğal gaz, benzin, mazot vs.) yakmanın sonucu. Bunlar yanınca havaya karbon dioksit salınıyor, havada karbon dioksit oranının gıdım gıdım çoğalması güneş ışınlarının hava tabakasını ısıtma etkisini artırıyor. Bunu durdurmak için dünyada fosil yakıt kullanımını azaltmak gerekiyor.

 

2016’da 196 devlet Paris Antlaşması ile ülkelerinde karbon dioksit salımını azaltmayı taahhüt etti. Obama cumhurbaşkanı iken ABD antlaşmaya katıldı, sonra Trump ABD’yi antlaşmadan çekti. Oysaki ABD atmosfere en çok karbon dioksit salan ülkelerden biri. Yine de ABD’de Kaliforniya gibi bazı eyaletler Paris Antlaşması’nın gereğini yapmaya çalışıyor. Avrupa Birliği ve Çin antlaşmayı uygulamaya çalışıyor.

Wikipedia’ya göre, dünyada salınan karbon dioksitte payı yüzde 1’den yüksek olan ülkelerden olup antlaşmayı onaylamayan iki ülke var: Türkiye ve İran.

Dünya Bankası istatistiklerine göre, Türkiye’de kişi başına havaya salınan karbon dioksit 2000’de 3,4 ton, 2010’da 4,1 ton, 2016’da (son veri) 4,7 ton oldu.

Yani bina yalıtma gibi perakende tedbirlere rağmen biz de toplum olarak (çoğumuz bilmeden) bu kolektif felaketi fiilen körüklemekteyiz.

Her türlü mal ve hizmet üretimi az-çok enerji tüketimi gerektiriyor. Hanehalkı da evlerde ister istemez enerji tüketiyor. Türkiye’de elektrik enerjisinin de yarısından fazlası fosil yakıt yakarak üretiliyor. İklim değişmesine yol açan karbon dioksit salımını azaltmak için besbelli bir kısım üretim ve tüketim faaliyetlerini azaltmak gerekiyor. Maddi üretimi, tüketimi azaltmak, toplumun refahını mutlaka azaltır mı?

Toplumun genel refahını azaltmadan kısılabilecek birçok enerji israfı olmuyor mu? Devlet kurumlarından başlayarak düşünelim: kendi geleceğimiz için, gelecek nesiller için kamu binalarını geceleri aydınlatmaktan vazgeçerek, gerekli olmayan makam otomobil kullanımını azaltarak, lüzumsuz genişlikte bürolardan vazgeçerek, merasimlerde gösterişi azaltarak enerji tüketimini düşürüp havaya daha az karbon dioksit salmak çok mu aşırı bir fedakarlık olur? 

 

Özel sektöre geçelim: kapalı yerlerde sigara içmek kısıtlandığından beri kafeler, lokantalar açık havada kurdukları masalarda kışın müşterilerini üstten-alttan elektrikle ısıtıyor. Büyük kentlerde, özellikle trafik yavaşlayıp tıkandığında tonlarca benzin boşuna yakılıyor.

Özel sektör deyince, akla bir de reklamlar geliyor. Filmlerle, panolarla, basılı malzemeyle yapılan reklamların esas itibariyle topluma faydası olmayıp sadece tek tek firmalar arası rekabete hizmet ediyor, enerji tüketiyor. 

Reklamların bir etkisi de nüfusu tüketime kışkırtmak. Bir yandan enerji kullanımını azaltmak gerek diyoruz, öte yandan toplumu reklamla tüketime kışkırtıyoruz. Ancak reklamdan çok sayıda insan da ekmek yiyor.

Nasıl olacak?

 

Besbelli karbon dioksit salımını insanları mağdur etmeden azaltabilmek için devletin bu işi planlaması gerekir.

Mesela reklamcılık faaliyetleri kademe kademe tasfiye edilirken, o faaliyetlerde çalışanların özel sektörde ve kamu sektöründe başka alanlarda istihdamını hazırlamak ister.

İşin başka bir yönü, tüketim alışkanlıkları.

Enerji kullanımında tasarruflu bir yaşam doğrultusunda siyasi irade oluşturmak için herhâlde toplumun tüketim kültürünü sorgulaması şart.

Gösteriş tüketimi yapmadan da insanın mutlu olabileceğini, anlamlı değerli bir hayat yaşayabileceğini kabul etmek gerek. 

Ancak gereksiz gösteriş tüketimini kim daha çok yapıyor diye sorduğumuzda, olayın sınıfsal boyutuna geliyoruz. Zengin tabakanın maddi tüketimi, orta ve dar gelirlilerden çok olduğundan, yüksek gelirlilerin sebep olduğu kişi başına karbon dioksit salımı, nispeten düşük gelirlilerden yüksek oluyor. İklim değişmesinin yol açtığı afetlerden de, daima orta ve dar gelirliler mağdur oluyor. Orta ve dar gelirli sınıfların temel ihtiyaçlarının karşılanmasını kısmadan toplam enerji tüketimini azaltmak için yüksek gelirli zümrenin tüketimini kısmak gerek.

Bunu gelir dağılımını düzeltmeden yapmak mümkün mü?  

Yorumlar

Ad-Soyad
E-Mail
Yorum
Tüm Yorumlar
Tüm Yorumlar


SİZİ TANITALIM

Bilgilerinizi girerek, Dersimli Esnaf ağına dahil olabilirsiniz!

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak, ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz.

BURAYA TIKLAYINIZ

DERSİMLİ ESNAFLARIMIZ

Burçlar

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

HAVA DURUMU

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

 Bugün : 11983
 Dün : 15571
 Toplam : 39696851
 Ip No : 3.238.62.144