Eğitim 9.6.2021 09:22:16 642 defa okundu

İNSAN DENİLEN MEÇHUL…

Baki SENDAY Yazdı...

 

En büyük ve en güzel kitap yeryüzüdür. Onun için, insan denilen memeli türü, kendini tanımadan evreni ve doğayı tanımaya yönelmiştir. İnsanın kendine yönelip doğasını tanıma çabası çok yenidir. İnsanın evriminde, emek ve zaman en değerli unsurlardır. Bu iki değer, insanı salt hayvan olmaktan kurtarmıştır. Ancak, düşünen en tehlikeli hayvan yapmıştır. Bir ırmağın su basmayan yüksekliğinde, ağaç kovuğuna veya bir mağaraya sığınarak korunmaya çalışan bu varlık, nasıl oldu da, bugün üzerinde yaşadığı gezegeni kontrol altına almakla yetinmeyip, başka gezegenlere tur düzenleyebilmektedir.

Öbür hayvanlarla yaşam için beslenme savaşına giren insan galip geldi sonunda. Diğer hayvanlarla savaşı bitince onları yemeye başladı ve avcılık artık toplayıcılığa baskın geliyordu. Taş kullanarak araç yapan insan, artık gelişimin bir üst aşamasına sıçrama yapmıştı. İnsanın en büyük okulu olan yeryüzü, yine onun emek dediği en zor fakat değerli okulu ile taçlandı. En büyük okul emek oldu artık. Daha önce, insanın elleri buyurduğu için kafası çalışırken, artık tersi olmaya başladı. Kafa buyurup el çalışmaya başladı. Bu binlerce yıl alsa da, insanın evriminde çok önemli bir aşama oldu.

İşaret dili konuşma diline evrilince, beyin de ona göre büyüme gösterip kapasitesini artırdı. Akıl, sanıldığı gibi doğanın bize bir armağanı değil, emeğin sonucu gelişen bir yetidir. Emeğin üretim biçimi, kadın erkek ilişkileri ve mülkiyet olgusunu da şekillendirdi. Kendi kabilesinden başka kimseyi insan kabul etmeyen düşünce, yaşam alanı genişledikçe çürümeye başladı. Ticaret ve savaşlar, giderek dünyayı küçültüyordu. Keşifler, ticaret yolları ve Rönesans yeni düşüncelerin yeni insan tiplerini yaratıyorlardı. Ama insan hala kendisini çözme derdine düşmüş değildi.

Beş bin yıl önce yerleşimin olduğu alanlarda yapılan kazılarda, Amerika’da her evde, kemik ya da taştan yapılan bir kadın figürü bulunması, insanlığın ilk dönemlerinde kadınların rolünün çok daha büyük olduğunun da kanıtıdır. Bugün köleleştirilerek düşürülen kadın, emeğin kullanım ve değişim değerine paralel olarak önemsizleştirilerek yaşamın dışına atılmıştır. Evlilikte, erkeği evine alan kadın, şimdi kendisi erkeğin evine alınmaktadır. Bu durum, o evdeki bütün erkeklerin kadına hükmetmesi sonucuna yol açtı.

İlkel komünal ve avcı göçebeden, köleci aşamaya sıçramayla insan ilişkileri farklı bir durum aldı. Artık insanın en kıymetli aleti başka bir insan oldu. İşte uygarlık denilen şey, bir insanın başka bir insanı hayvan olarak üretim içinde kullanmasıyla başladı. Mezopotamya’dan Çin’e, Mısırdan Avusturalya’ya kadar her yerde, köle ticareti ve emeği için çok büyük savaşlar yapıldı. Bugün içinde ve üzerinde yaşadığımız bu lüks yaşam, insanın köleleştirilmesinin evrimsel sonucudur. Alın teri ve kan emiciliği üzerine kurulan bir yaşamdır. Zift sürülerek yakılan, kafeslere tıkılarak işkence edilen, köpeklere parçalatılarak, kale surlarında okyanuslara atılarak yok edilen insanların kanı üzerinde saltanat sürülmektedir.

İnsanın ilerleme yolu düz bir çizgi izlememiştir. Evrimi zikzaklarla doludur. Altın bir çağdan ortaçağa düşebilmiştir. Ama bu gerileme, daha ileriye sıçramanın bir manivelasıdır. İnsanlığın tarihi Göbeklitepe, Mısır, Mezopotamya, Çin, Amerika, Avusturalya, Rusya ve Afrika’da gömülüdür. İskenderiye, Kudüs, İstanbul, Bağdat, Roma ve Atina’ya bakmak yeterlidir. Hem iyi hem de kötü bütün olayların izleri buralarda saklıdır. Bütün bu kentlerde sergilenen insanın evrimi, emek üzerindeki sömürüyle gerçekleşmiştir. Çünkü, insanın en büyük üretici hayvanı ve aleti yine insandır. İstisnasız, hiç sömürü bulaşmadan görülen gelişme yoktur.

Dinlerin evriminin de insanın evrimine uygun bir yol izlediği görülür. İlkel komünal evreden sonra, üretimin ve sömürünün biçimine göre, dinlerde de değişim gözlenir. Köleci, feodal, kapitalist ve sosyalist sistemlerin her birinin kendine has dini motifleri vardır. İsa’yı çarmıha götüren Hristiyan inancı, yine İsa’yı çarmıha geren Roma’yı imparatorluğa götüren bir ideoloji olmuştur. Çünkü yeni şeyler söylemiştir ve bu yeni şeyler Romanın çöküşünü önleyen bir ilaç gibi gelmiştir. Önce karşı çıkılıp katliama uğratılan, kalabalıklarla baş edemeyince, onu içeriden fethetme durumu söz konusudur.

Teknik ve bilimsel gelişmelerin doruğa tırmandığı çağımızda, ne yazık ki! İnsan hala meçhuldür. Kendini anlayabilmiş değildir. Kendine müthiş bir yabancılaşma içindedir. Bunamıştır, tükenmiştir. Mutsuzdur. Kendini bulabilmesi için psikolojiye başvurmaktadır ama nafile. Çünkü doğadan kopmuştur. Duyusal, ruhsal, cinsel, fiziksel dünyası sorunludur, bunalımlıdır. Çaresiz kalmış ve soluksuzdur. Kendini ve her şeyi tüketmiştir. O nedenle adım başı psikolog, danışma ve terapi merkezleri açılmıştır. İnsan denilen varlık çıkmazdadır, çıkmazı derinleştikçe, kadın katliamına, çocuk taciz ve tecavüzüne, saldırganlığa, savaş histerisine, madde bağımlılığına, içeriği boş ve anlamsız cinsel sapmalara ve doğa katliamına yönelmektedir.

İşte, binlerce yıldan süzülüp gelen, binlerce renk iplikten varlığını dokuyarak bugüne gelen insan, çare olarak tekçiliğe sarılmakta bir mahsur görmüyorsa, gerçekten insanlık vahim durumdadır. İnsanlık, dokuduğu renkli kumaşından her geçen gün uzaklaştıkça, insan meçhul kalmaya devam edecektir. Çözümsüz değiliz ancak çözüm için de yeni insanlara ve düşüncelere çok ihtiyaç vardır. Gerçeklerin uğruna savaşmayı, tüm yaşam zevklerinin üzerinde tutmayı başaran yeni insan tipleri tek çözüm gibi görünüyor.

Yorumlar

Ad-Soyad
E-Mail
Yorum
Tüm Yorumlar
Tüm Yorumlar


SİZİ TANITALIM

Bilgilerinizi girerek, Dersimli Esnaf ağına dahil olabilirsiniz!

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak, ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz.

BURAYA TIKLAYINIZ

DERSİMLİ ESNAFLARIMIZ

Burçlar

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

HAVA DURUMU

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

 Bugün : 3656
 Dün : 19845
 Toplam : 43659750
 Ip No : 3.215.79.116