Manşet 9.6.2021 19:17:57 232 defa okundu

Genç yazar ve akademisyenler

Mehmet Yılmaz SAVAŞÇIN Yazdı...

Eğitim düzeyinin ülkenin zirvesinde olduğu Tunceli için yazılmış kitaplar da aynı zenginliği paylaşırlar. Kent nüfusunu o kent için çıkan kitap sayısına bölersek, kaç kişiye bir kitap düşüyor görebiliriz. Bu konuda Tunceli’nin İstanbul ile yarışacağı hatta onu aşabileceğini düşünüyorum.

Ahmet Kerim Gültekin, genç ve oldukça yetenekli bir sosyal antropolog. Dokuz aylık bir alan çalışması sonucu tamamladığı yüksek lisans tezi “Tunceli’de Sünni Olmak” adı ile kitap olarak da yayınlanmış (Berfin Yayınları, 2010, 430 s.)

Bunun yanı sıra, bir de daha sonra yayınlanan, Sn. Dilşa Deniz’in doktora tezi (Tez Hocası Prof. Dr. Bozkurt Güvenç) de (Yol/Re: Dersim İnanç Sembolizmi, İletişim) oldukça ilginç bir antropolojik yaklaşım. Tunceli’yi tanıyabilmek için bu iki kitaptan oldukça yaralandım. Daha doğrusu, konu açısından önemli bulduğum bölümleri kısaca özetleyeceğim ve kendi yorumlarımı ekleyeceğim. Konuya daha derinlemesine vakıf olmak isteyenler için her iki tez de çok değerli birer akademik çalışma.

Peygamber soyundan gelen Seyit Ailelerinde Seyitlik doğal olarak babadan oğula geçen bir dini liderlik ve bu ailenin müritlerine de talip deniyor. Talipler de doğuştan talip oluyorlar. Bir bakıma burada doğuştan Alevi doğuluyor. Seyit Ailelerinin secerelerinin yanı sıra, Alaeddin Keykubat’tan aldıkları söylenen mühürleri de mevcut ise de ne bu mühürler ne de metallerin, hayvan derilerinin üzerine yazılmış şecereler pek öyle her zaman ortalığa çıkartılıp her önüne gelene gösterilmiyor. Hatta onları görmek istemek bile neredeyse çok günah. Yine de bazı eski araştırıcılar, Pertek Şecerelerinden birkaç sayfa tercüme etmişler ve Gültekin bu çevirileri görmüş. Kendisi bu birkaç sayfa çevirinin pek önemsenecek, anlamlı metinler olmadığını söylüyor. Talipler ile Seyitler arasında, genelde Seyit Ailesinden gelme rehber kişilikler de yer alıyor ve bunlara genelde rayver de deniliyor. Adeta Seyit vekili gibiler. Bir de Seyitlikten de üstün konumda mürşitler var ki, onlar da Seyitler arasındaki hiyerarşik düzenin bir parçası gibiler. Her Seyit kendi egemenlik alanı içerisinde taliplerini dolaşarak onlardan çıralık topluyor. Bu çıralık sözcüğü özünde Alevilerin yağdan yaptıkları bir muma verilen ad. Ancak Seyit’in topladığı çıralık ise tahıl, para, hayvan vb. ürünler de olabiliyor ve esasında sosyal dayanışma amaçlı da kullanılıyor.

Dersim Alevilerine özgün bir sosyal-dinsel ilişki de Musahiplik. Evli iki taraf evlilikten sonra Musahiplik Cemi ile birbirlerine, kardeşlikten de öte kurallarla bağlanarak adeta tarikata yeniden geçiş (inisiasyon) yaşıyorlar ve bu bağ kendilerinden sonraki kuşaklara da geçiyor. Böylece taliplikten öte dayanışma amaçlı bir konuma ulaşan bu bağ ile bağlı aileler arasında evlilik tabusu nesillerce hüküm sürüyor. Hem de yedi kuşak. Bu musahiplik dayanışması, aynı zamanda aşiretler / ocaklar arası ilişkilerin barışçıl kenetlenmesine hizmet eden bir yatay uzanım. Ayrıca her Ata ocağı da kendi hiyerarşik düzeni ile dikey piramidinin sağlamlaşmasını inançsal ve sosyal töreleri kaynaştırarak, harmanlayarak devam ettiriyor. Tüm bu geleneksel yapı haliyle eskisi kadar güçlü sürdürülemiyorsa da sokakta bu yüksek ahlak ilkesi hala ve belirgin bir biçimde, özellikle de yaşlı kuşak insanların yaşam biçiminde kendini hissettiriyor. Mesela belirgin biçimde temiz pak giyinmiş, beyaz sakallı, kasketli veya fötr şapkalı, beyaz gömlek üzerine siyah yelekli yaşlı erkekler.

Üç tarafı dağlarla çevrili Tunceli merkez ve kuzeydeki ilçelerinde (Ovacık, Pülümür, Nazımiye), Alevi-Zaza nüfus egemen. Az da olsa Kürtçe (Kurmanci) konuşanlar da var. Yani hem Kürt hem Alevi…

Eh daha ne olsun? Ankara’yı kızdırmak için yeter de artar bir durum. Ancak günlük konuşma dili olarak, özellikle de okul öğrencisi genç kuşak arasında Türkçe daha yaygın. Hatta Kırmancki veya Kurmanci dilini öğrenmemiş gençler de var. Tunceli’nin güney tarafındaki verimli arazide (Mazgirt, Pertek, Hozat ilçelerinin kırsalında, köylerde ve meralarda) ise Sünni Kürtler, alevi Zazalar ile birlikte yaşıyorlar. Hatta Çemişgezek’te Sünniler çoğunlukta. Bazı Alevi Zazalar, bu Sünnilere topluca Türk de diyorlar.

İşte bu aşamada, geçmişte bu bölgede, Rum ve Ermeni Ortodoks topluluklarının da Alevi ve Sünnilerle birlikte veya komşu köylerde yaşadığını da düşünürsek, barış ortamı için, güçlü yöresel kuralların geçerliliği önem taşır. Bu önem esasında tüm Anadolu için de geçerli. Aynı süreçlerde, Konya’da Romalı Mevlana (Rumi), Ürgüp – Göreme’de Hıristiyan Rumlar, Karaman’da çok önceleri Anadolu’ya yerleşmiş, Türkçe konuşan ama Yunan alfabesini kullanan, Hıristiyan Türkler (Karamaniler), Hacı Bektaş’ta ise devasa bir Alevi Merkez yer alıyor. Aralarında hiçbir önemli hır gür çıkmadan, uzun süreler bir arada varlıklarını sürdürmüşler. Başka türlü nasıl yaşayabildiler ki? İllaki kan gövdeyi götürmeden de oluyormuş.

1915 tehciri sırasında birçok Ermeni aile, hedefi meçhul bu kırım yolculuğuna çıkarken, küçük çocuklarını ve özellikle de ergenlik çağındaki kızlarını, namus uğruna, güvendikleri Alevi veya Sünni ailelere emanet etmişler. Üstelik bu salt Dersim’e özgü bir olay da değil. Konağının anahtarını, mücevherleri de çocuklarla beraber Müslüman komşusuna bırakanların öyküleri başka yörelerden de biliniyor. Tunceli yöresindeki bu emanet çocukların çocukları, güvenilir ortamlarda bu özgeçmişlerini anlatmaktan çekinmiyorlar:

Hıristiyan topluluklar bölgeden uzaklaştıktan sonra ise, Alevi ve Sünni topluluklar arasındaki töresel, geleneksel bir arada varlık sürdürme kuralları önemliliğini sürdürüyor. Üstelik Alevilerin arasında, Kürt olanlar, Zaza olanlar ve Türk olanlar, keza Sünniler arasında Kürt veya Türk olanlar da var. Hatta çok daha ilginç olanı, bir döneme kadar Sünni nüfusun baskın olduğu Çemişgezek yöresinin, peynirleri ile ünlü, göçer aşireti Savakların bir kısmı alevi, bir kısmı ise Sünni ve bu aralarında hiçbir sorun yaratmıyor. Peynir ticareti yapan koca bir aşiret büyüyüp yayıldıkça çevreye uyum da sağlıyor olmasının sonucu olabilir. Hıristiyan gurubunu, Türk-Yunan Mübadelesinden sonra tamamen yitirmiş de olsa bölge hala çok önemli sosyal bir laboratuvar. İşte burada ortaklaşa paylaşılan kurallar ve geleneklerin araştırılması ön plana çıkıyor ve gerek Gültekin, gerekse Deniz, tam da bunu hem yörenin insanı, hem de birer antropolog olarak çok iyi değerlendirmişler. Gültekin, ötekinin ötekisi bölgedeki Sünni azınlığı ele alırken çok ilginç ortaklıkları gün yüzüne çıkartıyor. Deniz ise Dersim inancının köklerinde gözlenen arkaik dinlerin devamının sosyal yaşam ile katmanlaştırılması bağlamında, ocak atalarının gizli güçlerine atfedilen efsaneleri yorumlayarak yol alıyor.

Sürecek

Mehmet Yılmaz SAVAŞÇIN

Yorumlar

Ad-Soyad
E-Mail
Yorum
Tüm Yorumlar
Tüm Yorumlar


SİZİ TANITALIM

Bilgilerinizi girerek, Dersimli Esnaf ağına dahil olabilirsiniz!

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak, ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz.

BURAYA TIKLAYINIZ

DERSİMLİ ESNAFLARIMIZ

Burçlar

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

HAVA DURUMU

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

 Bugün : 3198
 Dün : 19845
 Toplam : 43659292
 Ip No : 3.215.79.116