Manşet 28.10.2020 18:58:21 352 defa okundu

ELDEN DÜŞME YAŞAMLAR…

Baki SENDAY Yazdı

  İnsan yaşamında gelişme ve iyileşme, her zaman ve her koşulda, içten dışa doğrudur, dıştan içe değil. Onun için kişi dünyaya nasıl bakarsa, öyle görür. Bir insan, anladığı ve düşünebildiği ile sınırlıdır. Sıradanlıktan mucize bir gelişme beklenemez. Sıradan olan vasattır ve yaşamı, kendini tekrar eden patinajdan başka bir şey değildir. Değişmek ve gelişmek, zihnimizdeki hapishaneden ve onun baskıcı gardiyanlarından kurtulmakla olasıdır.

               

Tarihte; Greklerin ünlü “kendini bil” öğüdü, kişinin kendi iç dünyasını ve potansiyelini kavramak için güzel ve doğru bir sözdür. Kendimizi bilmek, ancak dış dünyanın bize dayattıklarını sorgulamakla mümkün olabilir. Hem sorgulamak, hem de gereğini yapmak elbette. İçsel sorgulamalardan geçtiğimiz her basamak, bizi bütünlüğe götüren birer eşik değerindedir. Kendini aşamamak çürüme ve sonunda yok olmaktır.

               

Bir insanın gelişmişlik düzeyi, onun kavrama ve anlama düzeyidir. Her insan, anladığı kadar bir dünya tasavvuruna sahiptir. İnsanın döküntülerinde, tortularından ve alışkanlıklarından kurtulması bir irade meselesidir. Bu irade dışarıdan veya zorla oluşturulamaz. Bir insan, içinde ve zihnindeki zindanlarından ve korkularından kurtulmayı başarırsa, kendi cehenneminden de kurtulmuş demektir. Böyle bir insanın cenneti araması gerekir mi? Bugün dünya eğer çekilemez ölçüde bir zindana dönüşmüşse, bu biz böyle olduğumuz içindir. Burada sözü edilen cennet veya cehennem, kişinin, elden düşme, başkasının ürünü olan bir yaşamdan, kendi özgür iradesinin karar aldığı özgün yaşamına geçiştir.

               

Cehaletinin karanlığında yönünü kaybetmiş biri, kendi yaşamının felaketlerini de kendisi çağırır. Onu köle eden alışkanlıklarını ve değer yargılarını ona boca eden celladına minnet duyar. İşte bu, elden düşme bir yaşamdır. Çürümüşlük ve ölümdür. Çürüdükçe kendi hapishanesinin parmaklıklarını güçlendirir. Kendisinden farklı olana katlanamaz. Oysa cehalet, zaman içerisinde temkinli ve çok dikkatli bir şekilde elimizi bırakan bir anne gibidir. Biz cehalet zindanına tutsaklığa hazır hale geldiğimizde, annemiz bırakır ellerimizi Artık kullanılmaya tam uygun bir meta haline gelmişizdir.

               

İnsanın kendi gelişimi önündeki en büyük engel, yine kendisidir. Bu dünya, eğer yoksulluğun ve sermayenin mucizevi bir şekilde bir arada durduğu ve en büyük dinlerin de, bunu bir değer olarak kabul ettiği bir dünya durumundaysa, oturup çok iyi düşünmek gerekir. Buna yol açan, niteliksiz kalabalıkların karanlık cehaletinden başka bir şey değildir. Hele bu, bir de örgütlü cehalete dönüşmüş ise, durum çok daha vahimdir.

 Her birimiz kendimizden ve yaşamımızdan sorumluyuz. Gelişimimizin önündeki engelleri kendi çabamızla aşmak, bizim en önemli işimiz olmalı. Mutluluk, mutsuzluk, başarı ve başarısızlıklar tamamen bizim eserimizdir. Dışarıdan birilerine acılarımızı ve yanlışlıklarımızı yüklemek, kendimizi aldatmaktır. İnsan, yıllarını alsa bile, mutlaka iç gözlemlerini gerçekleştirmelidir. En büyük düşman ve zıtlıklar yine içimizden çıkar. Kendi bütünlüğümüz için, kendi antagonist çelişkilerimizi, neye mal olursa olsun, uzlaştırarak çözmek görevimizdir. Ruhsal, zihinsel ve bedensel bütünlüğümüz kendi iç dünyamızın barışa ulaşmasıyla mümkündür.

              

  İş, aş, ev, memleket hatta kıtalar bile değiştirilse, iç bütünlük yok ise; huzursuzluk, başarısızlık ve mutsuzluktan kurtulmak olanaksızdır. İnsanın oluşumunu ve gelişimini tamamlamasının önündeki en büyük engeller, onun varoluşsal değerlerinden ve içine sinmiş karanlıklardan sızıp gelen ıstıraplardır. Her insanın yaşamına hükmeden korkuları vardır. İşini, eşini, evini, ailesini veya sağlığını kaybetme korkuları gibi. Bütün bunlardan birine tutsak olan kişi, her şeyi ters yüz etme cesareti göstermedikçe mutlu olamaz. Mutlu olmanın en temel eşiklerinden biri, insanın, kendi olabilmesidir. Kendimiz olabilmek için, hiç durmadan kendimizi aşmak gerekir. Anı doğru yaşamak, doğru kararlar almak için çok önemlidir. Alınan her karar, bir tercih ve seçimdir. Seçimler bizim olmadıkça, sorumluluklarda bizim olmaz. Kendi yaşamının sorumluluğunu taşımayanlar, ikinci el bir yaşamın sahibidirler.

Hayatları elden düşme bir hayattır.

Elden düşme yaşamlar, aynı zamanda değer olarak da ucuz yaşam olduklarından, çabuk ve kolay alınıp satılabilen yaşamlardır. Dünya, bugün, bu yaşamı sürenlerin baskın çoğunluğundan dolayı bir zindana dönüşmüştür. Halbuki yaşam, geçmişe ve geleceğin ağlarına takılmadığı zaman ne kadar da güzel ve değerlidir! Onun figüranı değil de, başrolünü kişi kendisi oynuyorsa, tadına doyum olmayan bir serüvendir.

         

Sonuç olarak; dünya bizim aynamızdır. Biz ne isek, o da onu yansıtır. Biz ışığa dönersek berrak bir aydınlık, biz karanlığa dönersek dünya da zifiri karanlık olur. Dünya yaşanmaz acılarla ve kötülüklerle doluysa, dönüp kendimize bakmalıyız önce. Biz kirliysek her şeyi ve herkesi öyle görürüz. Elden düşme yaşamın sahipleri, her kötülüğün ve acının travmalarını, ancak baskı altındayken bulabilirler. Oysa onurlu ve özgür irade sahibi bir insan, sürekli bir kararlılık hali içindedir. Nerede bir kötülük görse anında tepkisini gösterir.

                                                                                              Baki Senday/ bakisenday62@gmail.com

Yorumlar

Ad-Soyad
E-Mail
Yorum
Tüm Yorumlar
Tüm Yorumlar


SİZİ TANITALIM

Bilgilerinizi girerek, Dersimli Esnaf ağına dahil olabilirsiniz!

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak, ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz.

BURAYA TIKLAYINIZ

DERSİMLİ ESNAFLARIMIZ

Burçlar

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

HAVA DURUMU

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

 Bugün : 4139
 Dün : 15878
 Toplam : 40412303
 Ip No : 3.236.156.32