Sürmanşet 19.7.2021 13:00:00 690 defa okundu

DEVLET VE DEMOKRASİ ÜZERİNE…

Baki Senday'ın Kaleminden...

Dünyada en ideal devlet tanımını yapan Platondur. Ona göre, bir devleti yönetenler filozoflar olmalıydı. Platonun ölümünden bu yana yirmi altı asır geçmesine rağmen, ortada böyle bir devlet yok. Zaman zaman düşünce insanlarının iktidar olduğu olmuştur ama devlet sadece iktidar değildir. Marksist terminoloji devleti, “Bir sosyal sınıfın öteki sosyal sınıf üzerinde örgütlenmiş bir tahakküm aracıdır” şeklinde özetler. Burjuva sınıfı devleti, demokrasinin ve kişi haklarının güvencesi sayar. Sosyalistler; burjuva diktatörlüğünün demokrasi olamayacağını savunur. Onlara göre proletarya diktatörlüğü, demokratik bir diktatörlüktür, çünkü çoğunluk azınlığı yönetmektedir ve geçiş sürecidir. Ama hayat öyle olmadığını da gösterdi.  Sosyalizm adına, bürokratik diktatörlüklerin nasıl mafyatik diktalara dönüştüklerine tanıklık ediyoruz.

 Konuyu fazla dağıtmadan, devletin ne olup olmadığını sorgulayalım. Bir ülkede devlet; sadece askeri ve bürokratik yapı değildir. Her şeyden önce devletin temel payandası olan ve onu her yönüyle ayakta tutan bir kitle gereklidir. O kitlenin niteliksel yapısı devletin de içeriğini, niteliğini ve rengini belirler. Örneğin İsveç yurttaşları bizim devletimize uyum sağlayabilirler miydi? Her iki ülkede de burjuva mekaniğe göre kurulmuş devletler olmasına rağmen, arada büyük uçurumlar var. İsveç yurttaşları Vikinglerin torunlarıdır ve korsanlıktan uygar düzene geçişleri üç asır öncedir. Fakat yakaladıkları düzey çok farklıdır. İnsan niteliklerini iyi incelemek gerekir.

 Demek ki egemen devlet anlayışının niteliği ve şeklini belirleyen, orada yaşayan insanların da niteliğidir. Devlete; ölmek ve öldürmek için bütün gücünü seferber eden niteliksiz kalabalıkların ülkesinde, çoğunlukla militarist ve askeri devlet diktaları meşruiyet kazanırken, nitelikli toplumların devletleri birer kültür devleti olabilmektedirler. İsveç’in veya Norveç’in demokratik düzeyi Sosyalist kabul edilen Sovyetlerden çok daha yukarıdaydı. Bütün dünyada sosyalist kabul edilen sistemin (aslında hiç var olmadı bu sistem) çöküşünden sonra, anlaşıldı ki! Ajitasyon ve propaganda ile toplum uzun süre yönetilemez. Devrimin ilk ateşiyle yaratılan bütün toplumsal yapı ve üretim araçları, bir çırpıda haraç mezat olarak mafya çetelerinin mülkü oldu. Sizce sosyalist bir kültürü kavramış olan bir kitle, bu denli rahat ve kolay teslim olur muydu? Sadece Sovyetlerde yetmiş yıl süren bir düzende, en az üç kuşak yetişti. Bu bir sistemi analiz edip kurmak için yeterli bir süreydi. O zaman ne oldu ki, bir kurşun bile atılmadan geri dönüş yaşandı?

 Çin de de durum pek farklı değil, şu sıralar, adı komünist parti olan bir yapı, en ucuz işgücü sağlayan çapulcu bir kapitalist uygulama sürdürüyor. Diğer doğu bloku ülkelerine girmeye gerek görmüyorum. Amacım sosyalizmi yerlere sermek de değil. Sorunun analizi doğru yapılmazsa, tedavi yöntemi de hastalıklı olur. Bir devlet, sadece asker, polis ve bürokrasiden ibaret değildir. İnsan unsuru toplumsal projelerin oluşmasında çok önemlidir. Devletin bütün kurumlarına biçim ve öz kazandıran, o devletin yurttaşlarının düşünce ve nitelik düzeyleridir. Yüksek nitelikli insanlar sadece ideolojik paradigmalarla yetişmezler.

 Bir ülkenin filozofları yoksa veya olsa da, kitlelerden kopuk salonlarda geviş getirme ile vakit geçiriyorlarsa, Tarihçileri yalan üzerine yalan üretiyorlarsa, en büyük onur, belinde silah taşıyan ama kafalarında zekâ denilen bir değer olmayanlara veriliyorsa, böyle bir toplumda devleti hangi özellik belirler? Olağanüstü zihin berraklığı ve zenginliğiyle tanınan Shakespeare’in İngiltere’sinde, Evrensel değerleri ile dünyada zirve yapan Goethe’nin Almanya’sında, psikolojik derinliği dünyaca kabul gören Dostoyevski’nin Rusya’sında bile, ne acımasız dikta rejimlerine tanık oldu dünya. Çünkü kalabalıklar sığlıkta ve niteliksiz yapılarda birbirlerini bulur ve ortak davranırlar.

 Devlet, ahlak demek, adalet demek, kültür demek, sanat ve edebiyat demektir. Devletin rengini bunlar belirlemiyorsa! Sürü devleti var demektir. Sürü devletinde temel nosyon, ölmek ve öldürmek üzerine kuruludur. Sorgulama yapılamaz, çünkü ülkede o derinlikten yoksun insanların kolektif vasatlığı vardır. Dünyanın her yerinde ve ülkesinde, bir toplum istemedikçe ona zorla kimse kötülük yaptıramaz. Hitler Almanya’sında, başlangıçta Hitlere verilen halk desteğini unutmamak gerekir. Zengin Yahudilerin emperyalist ve sömürgeci tutumunu da eklemek gerekir. Sonradan mazlumu oynasalar da, dökülen kanlarda ve ölüm krematoryumlarında yakılan insanların acı feryatlarında, onların Hitlere verdikleri parasal desteğin rolü çok büyüktür.

 Temel sorunumuz; bir konuyu iyi bilmeden, iman gücüyle onu vaaz etmemizdir. Ütopyalar güzeldir, ancak gerçekler çok daha sade ve yalın olarak mutlaka ütopyaların karşısına dikiliverirler. Düştüğümüz yanılgıları bir öğretmen olarak görüp, niteliksel değişim sergilemediğimiz sürece, bütün güzel değerlerimiz heba olmaktan kurtulamaz.

 Demokrasi mücadelesi verdiğini iddia eden ve sosyalizmi bayraklaştıran siyasal yapılar, mart ayının “Türkiye solu”nun tarihinde ne büyük kayıpları çağrıştırdığını çok iyi düşünmek zorundadırlar. Mezar başlarında giderek sayıları azalan birkaç kişiyle "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür” sloganını haykırmak gerçekçi görünüyor mu? Ayrıca şu “şehit” söylemi de ilginç değil mi? Kavram olarak neyi çağrıştırıyor dersiniz?

 Siz öldükçe ve azaldıkça, birileri iktidar olup güçleniyorsa, şapkayı öne koyup düşünmek gerekir. Dünya ve insanlık nereye gidiyor? sorusuna çok daha anlamlı ve somut cevaplar vermek zorundayız. Ütopya her zaman vardır, olmalıdır da. Ama bir düşünelim, Devletin en ideal biçimini ütopyalaştıran Platon şimdi yaşasaydı, en itibarlı gazetelerin bile ancak üçüncü magazin sayfalarında yer alırdı, hiç kuşkunuz olmasın. İnsan denilen varlık çok önemlidir, dünyanın değişim ve dönüşümünde. Her şeyi kolaylaştıran bilim ve bilgi, ne yazık ki en az insan konusunda yol almıştır. İnsan doğasının irdelenmesi daha çok yenidir ve insan hala meçhuldür. Şimdilerde, bir dehayı ve dâhiyi anlamak eskiye göre çok daha zordur, çünkü düşünce çok hızlı yayılırken kalite de düşüyor. Bu da, ayak olanı baş yapıyor ve sorun baştan bulanıyor.

 Mart ayı kayıplarının anısına yeniden düşünmek bir insanlık borcudur…

Yorumlar

Ad-Soyad
E-Mail
Yorum
Tüm Yorumlar
Tüm Yorumlar


SİZİ TANITALIM

Bilgilerinizi girerek, Dersimli Esnaf ağına dahil olabilirsiniz!

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak, ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz.

BURAYA TIKLAYINIZ

DERSİMLİ ESNAFLARIMIZ

Burçlar

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

HAVA DURUMU

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

 Bugün : 4257
 Dün : 16156
 Toplam : 44233487
 Ip No : 44.192.51.24