Manşet 13.8.2020 11:31:00 533 defa okundu

DEMOKRASİYİ VE ÜNİVERSİTE ÖZERKLİĞİNİ KAVRAYABİLMEK

Nesiller süren bir evre  (3) Mehmet Yılmaz SAVAŞÇIN'nın kaleminden...

“Kürt kardeşlerimiz” edebiyatından yıllar önce, çoktan gınaya geldik. Artık inanmayacağımızı anlamış olmalılar ki başka türlü söz dolandırıyorlar. Kendileri gizliden pazarlık yaparken öteki partileri PKK’cı olarak suçlamak bu günlerin modası. Son yirmi yıldır ülkeyi yönetenler, bir zamanlar güvenilir politik elçi olarak Kandil’e bile gönderebildiği kişileri demir parmaklıklar arasında tutmaktan kaçınmıyor. Yani samimiyet sıfırlamış. Nasıl çözülecek diye sormaya bile korkan politikacılar meydanlarda bol bol “Yurtta Hır” edebiyatı peşindeler. Esas mesleği akademisyenlik olup ve teorik fizik profesörü olarak da yayınları ile öne çıkmış olan merhum Erdal İnönü bu Kürt kardeşliği konusunda adeta tek çare gibi politikaya çekildi. Her zamanki güleç tavrını bu yeni görevinde de değiştirmeden, kendine özgü mizah anlayışı ile büyük çoğunluğun kendisine yakınlık duymasında başarılı oldu.

Seçimler öncesi hamlesini yaptı ve tüm ülkeye “Bu iş ancak mecliste çözülür” mesajını vererek kendi partisinde Güneydoğu’dan çok sayıda Kürt asıllı milletvekilinin meclise girmesini sağladı. Ama Avrupalı arkadaşlarının da  “ülkeye çok erken gelmiş, anlaşılması henüz mümkün olmayan bir politikacı” dediği gibi hak etmediği kadar oy da kaybetti. O oy kaybı da önemli değildi ve bir gün bu başarı tarihe geçecekti. Gelgelelim, cahil bir kadın milletvekilinin, kök salmış öfkeli heyecanını yenemeyen yemin biçimi, meclis çoğunluğunun gerçek yüzünü ortaya çıkarıverdi. Erdal İnönü’nün kendi partisi bile onu anlayacak düzeyde olmadığını gösterdi. Milletvekillerinin çoğunluğu “Yurtta Sulh” un pirim yapmayacağı inancı ile “Yurtta Hır”dan yana tavır koydu. Yani savaşa devam. Kılıçlar yeniden bilendi. Şehitler ölmez vatan bölünmez sözü analar ağlamasın umudunu yitirdi. Konunun mecliste çözümü hala o tozlu raflarda ve bir daha indirilmedi ya da indirilse bile masa devriliverdi. Kanımca, o gün mecliste yüz ifadelerinden de anlaşılacağı gibi, o olaya gerçek üzülen iki kişi vardı. Başbakan Demirel ve koalisyon ortağı İnönü. 

O kadar da kötümser olmamalı. Nitekim gerçek demokrasi yöntemlerini hem sindire sindire öğrendiğimiz hem de mutlulukla yaşadığımız yıllarmış. Bugün yirmi beş yaşından daha küçük olanların hiç yaşayamadıkları, hatta duyunca inanamadıkları bir bambaşka dünya. Merhum siyasal bilgiler hocası, Ecevit’in Dışişleri Bakanı, TRT’yi de peşine takarak, geceleri değişik müzikli eğlence yerlerinde halay çekip, mekân değiştireceği zaman “Hadi TRT ötekine gidiyoruz” diyen Prof. Dr. Turan Güneş ile Avrupa’da eğitim görmüş, doğulu toprak ağası Kamuran İnan’ın (Doğulu hemşerilerinin Kamurhan dedikleri) TRT’deki o hoş sohbet, monşer monşer birbirlerine saygıyı esirgemeden eleştirilerini sürdürdükleri tartışmalarını hala unutamadık. Unutmayacağız.  Çünkü artık o havayı yaşadık ve sindirdik.  Tıpkı günümüzde aklımızın köşesinden bile geçiremeyeceğimiz, tüm parti liderlerinin seçim öncesi TRT ekranında yuvarlak masa toplantıları gibi. Demek ki bir yandan zamanın ve bilimin akıcılığında kamu belleği zayıflayabiliyor ya da kandırılabiliyormuş. Oysa o özlediğimiz günler belleğimize perçinlendi ve sık sık hatırlatacağız. Daha hatırlatacağımız çok şey var. Sözü burada Taha Akyol’a bırakalım. Siyasi yelpazede farklı kanatlarda yer alsak da, entelektüel kimliği ile saygı duyulan, Atatürk ve Çanakkale belgeselleri ile yakın tarihimize önemli eserler bırakan Taha Akyol’a bırakalım (26 Aralık 2012,Hürriyet Gazetesi).

 

 Anıtkabir’deki anma töreni çıkışı, Demirel’in koluna girmiş olan İnönü fotoğrafı da o yazıdan. Milletçe ortak değerlerimizin varlığının bilincinde olduğumuz o değerli günler, özlediğimiz zamanlar. Nitekim Akyol İnönü’nün not defterine yazdıklarını da ekler yazısına. Törenden sonra saat 17.00’de Büyük Sinema’da Ata’yı anma toplantısı olduğunu, iktidarın kıyasıya eleştirileceğini de yazmıştır İnönü. Ama “Demokrat rejimdeyiz. Uzlaşma var. Düşmanlık yok.” Sözünü de eklemesini unutmamıştır. Akyol o yazıyı şöyle bitirir:

Tarihimizde öfkeli çatışmaların nelere yol açtığını, ılımlı uzlaşmaların neler kazandırdığını düşünmek gerekmiyor mu? Tarihe bugün kılıçlarımızı bilemek için mi, dersler çıkarmak için mi bakmalıyız? Galiba önce buna karar vermek gerekiyor”.

Tam da günümüzde yaşadıklarımızı anımsatan bir öngörü. Belki dinler tarihinde, ilk kez yaşanan bir olay. Hani şu altı yüz küsur yıldır cami mimarisi olarak sürekli onun modelini kullandığımız ama aynı zamanda hiçte ondan geri kalmayacak Selimiyeler, Süleymaniyeler de ürettiğimiz halde asla ondan vazgeçemediğimiz Aya Sofya olayı. Boğazlarımıza tekrar askerlerimizi yerleştirebilmek için sürdürülen uluslararası toplantıda, bir koz olarak kullanıldı ve Müze yapıldı.(1934). Daha sonra alınan bir kararla bir bölümünde namaz de kılınıyor idi. Ama yetinemedik, iç politika sürtüşmelerinde gereken gerçekleştirildi yeniden tümünü cami yaptık. Diyanet İşleri Başkanı hutbesini okumak için elinde sapı haçlı, kendisi eğimli olan İslam kılıçlarına benzer bir aletle merdivenlere oturdu. Din adamı ve elinde kılıç. Ne intikam ama. Üstelik ülkenin kurucusuna hakaret ederek. Hangi aklı başında ülkede kurucu, üstelik tüm dünya kamuoyunun derin saygısını kazanmış bir kurucu böyle hırpalanır? Beş yüz küsur yıl sonra kılıç hakkı zihniyetinden medet ummak. Akyol’un dediği gibi tarihi tersten oluyoruz. Haçlı seferlerine karşı “kılıçlı seferleri” Sonra da bize gülüyorlar, dalga geçiyorlar diye kızıyoruz Aklıma gelmedi de değil. Bir ara AB ile aramızda bir köprü kurulmuştu. Önemli de bir amaç için İspanya’ya biz görev almıştık.

 

UYGARLIKLARARASI DİYALOG”

 Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan bizim temsilcimizdi. Raflarda tozlana dursun.

Ellili yılların sonlarına doğru, Münih’teki bir katolik hastanesine dâhiliye uzmanı doktor alınacaktır. On küsur kadar başvuran arasından bir Türk doktoru seçilir ve atanır. Katolik çevreden tepkiler gelir: “Ama o Müslüman” derler. Hastane çok çarpıcı biçimde yanıtlar: “Varsın Müslüman olsun. Protestan olsa daha mı iyi olurdu?” der. İşte din, işte kin. Tanrı her halde bunu kastetmemiştir. Bağışlayıcı olduğuna inanılan tanrı, inancın böylesine kine dönüşmesine de göz yumacak kadar hoşgörülü olabilir mi?  Nesiller sürecek evrimsel evreye sabırla devam. (SÜRECEK)

 

Yorumlar

Ad-Soyad
E-Mail
Yorum
Tüm Yorumlar
Tüm Yorumlar


SİZİ TANITALIM

Bilgilerinizi girerek, Dersimli Esnaf ağına dahil olabilirsiniz!

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak, ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz.

BURAYA TIKLAYINIZ

DERSİMLİ ESNAFLARIMIZ

Burçlar

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

HAVA DURUMU

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

 Bugün : 11253
 Dün : 23259
 Toplam : 39285586
 Ip No : 3.230.119.106