Eğitim 9.6.2021 18:33:27 476 defa okundu

Bilgiden Yoksun Umutlarımız…

Baki SENDAY Yazdı...

 

Nesnelliği tartışma konusu olsa da, tarihsel bilgiye büyük önem veririm. Tarih bilgimiz yoksa bellek de yok demektir. Özellikle bilim insanlarının da katıldığı savaş ve barış karşılaşmalarının büyük önem arz ettiğini düşünürüm. Timur, Ankara savaşı öncesinde ve sonrasında, Şeyh Bedreddini bir süreliğine misafir adı altında tutsak olarak almış ve danışma meclislerine üye etmişti. Savaş öncesi fikri sorulduğunda, Osmanlıları hezimete uğratacağını söylemiş, savaş sonrasın da bu sonuç doğrulanınca bu kez de Timur; büyük imparatorluğunun gelecekteki akıbetini sormuş, diğer danışmanlar dalkavukça tutum takınıp, ebediyen imparatorluğunun süreceğini söylerken, Bedreddin “ Sizin devletiniz sizin ömrünüzle sınırlı olacaktır, çünkü zora dayanan askeri bir devlettir” demiştir.

Tarihte birçok kral kendini dünya imparatorluğunun kurucusu sanıyorlardı, oysa bildikleri dünyanın sınırları çok küçük bir alanı kapsıyordu. Bunlardan biri de, Makedonyalı İskender’in imparatorluğudur. İskender, Filipin gelecek vaat eden oğludur. Aristo’nun en parlak öğrencisidir. O kadar ki, Filip onu Aristoteles’e teslim etmeden evvel” Oğlum İskender’in, senin zamanında doğmasına izin verdikleri için tanrılara şükürler olsun. Çünkü senin eğitiminle, tahtımın layık bir mirasçısı olacağını umuyorum” demiştir.

Hatırlatmakta yarar var, Filip, o güne kadar birbirlerine düşman bütün Yunanistan şehirlerini bir imparatorluk altında birleştiren bir kraldır. Bilgiye ve bilime çok değer veren biridir. Böyle bir hükümdarın çocuğuna öğretmen olabilmek de cesaret işidir. İskender, bilime ve öğrenmeye verdiği değerden dolayıdır ki hocasına sekiz yüz talant altın armağan etmiştir. Bu paralar o günkü tekniğin eseri on arabayla ancak taşınabilmiştir.. Aristo bu hazineyle çok kıymetli elyazması eserleri satın almıştır. Yani gemicik alıp ticaret filosu kurmamıştır. Aristo bunu yaparken İskender bilgiyi askeri alana kullanmayı tercih etmiş ancak hezimete uğramıştır.

Aristo’nun en büyük isteği, bu öğrencisinin bilim insanı olmasıdır. Ne yazık ki İskender, babasının yolunda ilerleyip dünyayı egemenliği altına almak gibi bir hırsa yenik düşmüştür. Yani, kılıcı kaleme tercih etmiştir. Sonuç; Hindistan da perişan bir vaziyette ve zaruret içinde hastalanıp ölmüştür. Ama yanına heyet olarak aldığı bilim insanları, doğuyu ve uzak doğuyu çok iyi inceleyerek ,matematikten biyoloji alanına kadar bir çok alanda batıyı aydınlatan eserler yazmışlardır.

Dünyayı fethetme umuduyla yola çıkmış, ama hüsranla son bulmuş bir efsanedir İskender. Demek ki daha çok bilgi gerekiyordu ve bilginin amacı savaş olmamalıydı. Yani kan yerine mürekkep fazla dökseydi durum farklı olurdu. Tarihteki yerini bir asker olarak aldı ama Aristo gibi olamadığı kesindir. Sefere çıkmadan bütün varlığını kölelerine ve dostlarına dağıtan bu komutana, “ Peki sana ne kaldı” diye sorduklarında “Umut” diye cevaplamış. Umut nedir? istilâ ettiği yerlerden getireceği hazinelerle daha çok servet sahibi olacağıydı. Daha çok ayrıntı görmek için Ksenefon’un ‘on binlerin dönüşü’ isimli eserinin okunmasında yarar var.

Bütün büyük imparatorlukların büyümesinde rol oynayan temel dürtü, zengin olma ve güç elde etme dürtüsüdür. Yıkımlarına da aynı dürtü neden olmuştur. Onun için dünyada kültür temelli kurulan devletler kalıcı, ama askeri nitelikte olanların sonu hüsran olmuştur. İstila ve yağma üzerine yuvalanan devletlerin içinden hep ihanet boy vermiştir.

Umut etmek iyimser olmamızı sağlar ve yararlıdır. Ama bilgiden yoksun umut, acıyı uzatan işkencedir. Türkiye toplumunun bugün bir mafya liderinin videolarına tutulmasının temel nedeni, bilgi yerine inanmayı tercih etmesi ve araştırma yerine mürit olmayı kabul etmesinden kaynaklanır. Milyonlarca insan, Peker’in videolarına kilitlenmiş izlemektedir. İzlemelerinin bir zararı yoktur ama, kokuşmuş bir yapının içinde her gün çürürken bunu bir sokak kabadayısından öğrenmek çok yadırganması gereken bir durumdur. Ayrıca bu şahsın arkasında en tepelerden bir yerden nasıl bir ilişki ağının destek verdiğini kimse bilmiyor şimdilik.

Biz bu konuyu kirli ruhların kirli dünyasında bırakarak kendimize dönelim. Yıllardır; yaklaşık bir asırdır, demokrasi ve insan hakları uğruna verilen kayıplar göz önüne alındığında kazanılan nedir? Neden hep en güzel değerlerimiz ve beyinlerimiz heba olurken, başkaları giderek palazlanıyor? Yoksa kanımızdan mı besleniyorlar? Eğer öyleyse bu nasıl bir aymazlıktır ki, dönüp nerede yanlış yaptık diye sormuyoruz kendimize. Yoksa başından beri egemenlerin ürettiği projelerden birinin payandası mı oluyoruz? Yıllardır umut pompalayarak elekle tapınağa su mu taşıyoruz?

Şahsım adına konuşma hakkına sahibim sadece. Ben 1979 yılından beri bu ülkede, sol yapıların, ideolojik paradigmalarının sistemin yedek lastiği olduğunu anlamıştım. Çok basit örnekler verebilirim. Bir gün önce birlikte ölüme gidebileceğiniz bir ‘Yoldaşınız’, ertesi gün farklı bir düşünce dillendirince, hemen ihanetçi ve hain olabiliyordu, hala bu yapılarda o anlayış sürüyor. Sıradan çelişkilerin, son derece doğal karşılanması gerekirken, birden antagonist (uzlaşmaz) bir boyuta taşınarak şiddet kullanılıyordu.

Amacım küllenmiş bir alevi harlamak değil kesinlikle. Ama hala o dönemin en provokatif liderlerinden inciler dökülünce belirtmeyi gerekli gördüm. Gayet nettir! Bilgi ve ekonomiden yoksun hiçbir yapılanma sistemle mücadele edemez. Bilgiden yoksun umutlar çok aldatıcıdır. İskender’i örnek seçmemin nedeni budur. En iyi eğitimi almış bir kral çocuğu eğer hocasını dinleyip filozof olsaydı, yani kılıç yerine kalem alsaydı eline, durum ve sonuç farklı olurdu. Kurtuluş olarak dağları bize gösterenlere cevabımız, bilgi neredeyse oraya gitmeliyiz olmalı. Spartaküs dağları aşan bir ordu kurmuştu hem de halktan! Sonuç çarmıhta bitti. Onu efsane yapıp önümüze koyan yine egemenlerdir. Tıpkı Che’yi tshirt ve şapkalara resmederek moda yapan kapitalistler gibi.

Sokrates’in karşı çıktığı tiranlar, ona bir şey yapamazken, onun düşünceleriyle kurulan ve ayaktakımına demokrasi getiren halk meclislerinde alınan kararla, ölüme gönderildi. Yargıçların ikisi de öğrencisiydi. Para almadan, hayatını Atina demokrasisine adayan Sokrat işte böyle bir akıbete uğradı. Onun için, ajitasyon belki geçici olarak kimi durumlarda etkili olabilir. Ama sürekli ajitasyon ve ağıtla bir yaşam sürdürülmemelidir. İyi niyet iyidir ama nesnellik daha iyidir.

Aristoyla kapatalım; Bildiğiniz gibi Aristo Platonun en iyi öğrencisidir. Ama Aristo bir yandan hocasını dinlerken, mürit olup sadece ona odaklanmak yerine, diğer filozofları da inceliyor. Bir arkadaşı ona” Sen neden Platonun her dediğini yapmıyorsun” diye sorduğunda; Aristo” Platon’u severim ama gerçeği daha çok severim” diye cevaplar. Gerçeği öğrenme arzunuzun hiç tükenmemesi temennisiyle iyi okumalar dilerim.

Baki Senday

bakisenday62@gmail.com

Yorumlar

Ad-Soyad
E-Mail
Yorum
Tüm Yorumlar
Tüm Yorumlar


SİZİ TANITALIM

Bilgilerinizi girerek, Dersimli Esnaf ağına dahil olabilirsiniz!

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak, ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz.

BURAYA TIKLAYINIZ

DERSİMLİ ESNAFLARIMIZ

Burçlar

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

HAVA DURUMU

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

 Bugün : 2829
 Dün : 19845
 Toplam : 43658923
 Ip No : 3.215.79.116