Manşet 13.1.2020 09:04:32 832 defa okundu

BERLİN'DE HÂKİMLER VAR MI?

Mehmet Yılmaz SAVAŞÇIN yazdı.

-İyi ama ben bu ülkenin kralıyım. Bana satmak istemediğin arsayı senden başka yollardan satın alabilirim.

-Alamazsın. Berlin’de hâkimler var.

Bu öyküyü hepimiz biliyoruz. Potsdam’da yazlık saray yaptıran kral, komşusu fırıncının arsasını da satın almak ister. Baskılara boyun eğmeyen ve arsasını satmayan fırıncı sonunda “Berlin’de hâkimler var” der. Evet, o günlerde ve sonrasındaki krallar sadece hukuka değil bilime ve sanata da oldukça önem vermiştir. Çünkü, sistem bir bütündür. Biri eğri öteki doğru olmamalı.

 

Önce bilimden örnek verelim:12 Ekim 1912’de Kayser Wilhelm Bilimsel Araştırmalar Enstitüsü, Wilhelm I’in katılımı ile açılır. İlk başta kimya ön plandadır ve Otto Hahn önce küçük bir bölümde görev alır. Birkaç yıl sonra da Hitler döneminde gizlice ülkeden kaçırmak zorunda kaldıkları Lisa Meitner mesai arkadaşı olur. Albert Einstein ve Max Von Laue o sıralar teorik fizikçi olarak, hiç bir laboratuara gerek duymadıklarından evlerinde sadece kâğıt ve kalem kullanarak çalışmaktadır. Fiziki Araştırmalar Enstitüsü ise kâğıt üzerinde kurulmuş da olsa ancak 1. Dünya Savaşı sonrası aktif olarak devreye girer. Kalem ve kâğıttan başka malzeme gereksinimi olmayan Einstein ve Von Laue’nin yönetimindeki bu yeni kuruluşa Kültür Bakanlığı, harcamaları imkânsız boyutta, çok yüklü bir para tahsis eder.

Şaşırırlar; “biz bu parayı ne yapalım ki?” derler. Bakanlığın bu konudaki açıklaması ise: “Bu ödenek sadece sizin için değil, bilimsel başarıları ile araştırma desteği hak etmiş öteki akademisyenler için de harcanacaktır. Nasıl karar vereceğinizi sizler kuracağınız bir düzenleme ile belirlersiniz.” Yani taa o günlerde gerçek akademik özgürlük ve onu gerçekten hak edenler.

 

Bilimsel gelişmelerin bu altın çağında sanata da gerekli katkı söz konusudur. Konuyu dağıtmamak için sanat yaşamından bir örnekle yetinelim. Kuantum sözcüğünü ilk kullanan Max Planck’ın evinde müzik akşamları düzenlemekte ve zaman zaman amatör konserler de gerçekleşmektedir. Çok iyi çalamadığını üzülerek belirten Einstein bu konserlerde keman (hem de hiç fena değildir), Max Planck piyano ve oğlu Erwin Planck ise çello ile katılır. Böylesine bilim, böylesine sanat ve böylesine Kültür Bakanlığı ve kralın olduğu ülkede düzgün hâkimler de vardır mutlaka.

 

Gelgelelim zaman değişir. Ruh hastası Hitler hortlaması ortalığı kasıp kavurur. Devasa bilim ortamı da bundan nasibini alacaktır haliyle. Hitler yandaşları giderek bilimde de boy göstermeye başlar. Johannes Stark adlı, Hitler’e sığınan, yağcı-yandaş bir fizikçiye göre gerek rölativite gerekse kuantum fiziği Yahudi ruhunun saçmalığıdır. Yağcılığının ödülünü de Hitlerden fazlası ile alır. O ve benzerleri yasa dışı olarak üniversitelerde yönetici hatta rektör bile olur. Bilim insanları kolay kolay pes etmek niyetinde olmasalar bile, burada anlatılması çok uzun mücadelelerden sonra, kimi sesini az çıkararak, kimi direnerek, Einstein, Meitner gibiler de ülkeyi terk ederek bir süre için ara vermek zorunda kalır. Max Planck’ın oğlu Hitler’e suikasttan idama mahkûm olur.  Babası Hitlerin Ulusal Sosyalist Partisine katılırsa idam edilmeyeceği söylense de koca Plank bunu kabul etmez. Böylesine acı çeken bir baba yine de umutludur. Sert politikalar ile eleştiri yerine düzen içinde ilişki kurup durumu kurtarmayı dener. Eleştiri de alır haliyle.

 

Sanatçılar ve düzgün politikacılar için de durum farklı değildir. Nitekim akademisyenlerin birçoğu da Atatürk Ankara’sını yeğler. Hitlerin çöküşünden sonra Johannes Stark gibi ruhsuz kalpazanların başına kim bilir neler gelmiştir? Beter olsunlar. Kader utansın.

Ya hâkimler? İşte konumuza dönelim. Saklanıp kendini bir süreliğine kırsalda kaybedenlerden birinin oğlu arkadaşımdı. Ama çoğunluğun ses çıkarmadan Hitler dönemine uyum sağladığını hatta düzenin borazanı olduğunu da daha sonra yazılan romanlardan, çekilen filmlerden ve belgesellerden biliyoruz. İşte o ses çıkarmayıp uyum sağlayan borazanlar esas konumuz. Savaş sonrası Almanya, komünist doğu ve kapitalist batı olarak ikiye ayrılınca bu borazanların çoğu tekrar kendisini gizlemeyi becerebildi. Yani her dönemin hacıyatmazı gibi yaşadıkları bölgeye uyum sağladılar. Kimi Doğu Almanya’da birdenbire komünist, kimi de batıda, kapitalist düzenin insanı oluverdi. Alışmış oldukları uyum sağlamaya devam. Tabii çok belirgin suç işlemiş olan Hitler yanlıları mahkemeden kaçamadılarsa da. Ne kadarı?

 

Günümüz Almanya’sında Berlin’de tekrar hâkimler var. Hem de hukuk adına övünülecek boyutlarda. Buraya nasıl gelindi derseniz sadece eski geleneğin tekrar anımsanması değil olay. Daha çok ve esas olan Alman toplumunun yeni kuşağı düşünürlerinin, sanatçılarının kendi özgeçmişlerini üstünü örtmeden, gizleyip saklamadan kıyasıya ve acımasızca eleştirmelerinde aranmalıdır. Demek ki hukukun üstünlüğü sadece lafla olmuyor. Deneyim yenilen kazıkların bileşkesidir ne de olsa. Darısı başkalarının, başka ülkelerin(!) başına.

 

Son bir hatırlatma: Kayser Wilhelm Bilimsel Araştırmalar Enstitüsü ne oldu dersiniz? Savaş sonrası müttefikler kılına bile dokunmadı. Sadece isminin değiştirilmesini önerdiler. Günümüzdeki devasa bilim yuvası MAX PLANCK INSTİTUTE. Bizde olsa mutlaka bir politikacının adı verilirdi. Hem de hiç katkısı olmadığı halde ve daha sağ iken. Evet, çoğu adının verilmesini sağlığında görmek istiyor. Çünkü o adın kalıcı olamayacağının farkında. Kısacası Berlin’de hâkim olmak, olabilmek de bir süreç işi. Toplum politikası açısından, yakın tarihsel dönemde az suça ortak olunmadı. Ama demokrasiye geçildikten sonra hiçbir kusurun üstünü örtmeden, acımasızca eleştirerek günümüz yaşam standartlarında, insan haklarına en saygılı duruma ulaştılar. Demokrasi bir dengeler unsuru olarak kullanılırsa başarı kaçınılmaz. Ne kadar hukuk, o kadar sanat, o kadar sanayi, o kadar bilim ve eğitim. Ne kadar insan haklarına saygı, o kadar saygın ülke. BERLİNDE YİNE HÂKİMLER VAR. O hâkimler bir AB projesi kapsamında, bizim genç hâkim adaylarımızın katıldıkları kurslarda eğitim veriyor. Şöyle diyorlarmış; “Hâkimliğiniz süresince devleti değil devlete karşı kişiyi koruyacaksınız.”  Bizim gençlerden biri dayanamayıp yanıtlamış; “O zaman sicilimizi kötü yazıyorlar.” Demek daha süreçler bizi bekliyor.

Yorumlar

Ad-Soyad
E-Mail
Yorum
Tüm Yorumlar
Tüm Yorumlar


SİZİ TANITALIM

Bilgilerinizi girerek, Dersimli Esnaf ağına dahil olabilirsiniz!

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak, ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz.

BURAYA TIKLAYINIZ

DERSİMLİ ESNAFLARIMIZ

Burçlar

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

HAVA DURUMU

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

 Bugün : 6113
 Dün : 18598
 Toplam : 38442708
 Ip No : 3.235.45.196