Güncel 17.5.2018 10:41:05 1617 defa okundu

Alışkanlıklarımızın İstilâsındaki Hayatlarımız…

Baki Senday'ın Kaleminden...

 

            Düşüncelerimizin çok büyük bir bölümü çıkarımlara, geleneklere ve başkalarının deneyimlerine dayalıdır. Geleneklerin yöntemleri ve araçları, kaçınılmaz olarak bizi sıradanlığa götürür. Geleneğe takılan bir zihin, gerçekliği algılayamaz. Bilgi ve deneyim bir şeydir ama anlamak çok başka bir şeydir. Bilgi, bizi anlamaya götürmez ama anlama, bilgiyi zenginleştirebilen bir olgudur. Bilginin varlığı asla küçümsenmemeli fakat onun, hayatın sadece bir parçası olduğu da unutulmamalıdır.

            Bilginin, bütün yaşamsal problemlerimizi çözmesini beklemek, acı ve ıstırap çekmemize yol açar. Mutluluk için, daha derin bir his yoğunluğuna ve sevgiye ihtiyaç vardır. Çoğumuz, nefretin beyhude olduğunu biliriz ama ondan kurtulmak, farklı bir durumdur. Sevgi bir bilgi meselesi değildir ama insanı sağaltan ve yaşatan tek şeydir. Bilgiye ihtiyaç duyarız çünkü o, varoluşumuzun belirlialanlarında onsuz hayata baştan başlamak zorunda kalırız. Bilgilenmek için, sevgiden feragat etmek, bizi doğrulara götürmez. Alışkanlığın birinden kurtulmak için, başka alışkanlığa yaslanmak, ikinci bir yanlışa düşmek demektir. Evliliğinde, hep mutsuz olan bir insanın, kendini anlamak yerine, durmadan yeni evliliklere soyunmasında olduğu gibi.

            Bir sorunla karşılaştığımızda, alışkanlıklarımızın bariyerlerinden çok uzakta, bir zihin dinginliğine erişmeden, doğru bir anlayış geliştiremeyiz. Alışkanlıklarımız, koşullanmalarımızdır ve bir kısır döngü çemberidir. Zihin dinginliği ve düşüncelerden arınmışlık, bize sonsuz olanın kenarına dokunmanın neşesini ve hazını yaşatır. Bilgelik yanlışta doğruyu, doğruda yanlışlığı bulmak değil, yanlışı, yanlış olarak, doğruyu da doğru olarak görmektir. Yani birini diğerine kıyaslamak değil, olduğu gibi görebilmektir, marifet. Zaten ozaman, tartışma ve çatışmaya da gerek kalmaz, çünkü gerçek ortaya çıktığında, düşünce ve iddialar susmak zorunda kalırlar. Gerçeğe giden en sade ve huzurlu yolculuk, yüreğimizi dolduran sevgiyle yaptığımız yolculuktur. Gerçek, daima sevgiyle donanmış yürek gözüyle görülür.

            Alışkanlıklarımızın istilası altındaki bir zihin, karmaşa üretmekten öte bize bir şey veremez. Mutlu olmak için, zihnimizin net, hareketsiz ve berrak olması gerekir. Bu netlik ve berraklık, sonsuz olan güzellikleri, açığa çıkaran katalizördür. Alışkanlıklara dayalı kurulan düzen, iyilik ve güzellik yanıltıcıdır. Bir toplum nasıl ki palyatif (parçalı, kısmi ve bölünmeli) reform ve devrimlerle, sadece yeni bir alışkanlık edinirse, birey de de yamalı değişimlerle, doğru bir yaşam kurulamaz. İnsan; düşüncesinde köklü devrimler gerçekleştirerek ancak alışkanlıkları aşabilir. Zihnimizde ve kalbimizde, temelden bir değişim olmadıkça, geçici yenilenmelerle ancak geçici tatminlere ulaşırız.

            İnsan, geçici tatmine ulaştığında, sadece asıl tatmin olması gereken arzularını uykuya yatırmış olur. Çok acı veren alışkanlıklarımızın başında, gündelik yaşamımızda ve anlık yaşamamız gereken mutluluğu, din ve ideoloji gibi, gelecekte olduracağımız ütopyalara ertelemektir. Peşine takıldığımız otoriteler de, bizim adımıza öbür dünya cenneti ve kurtuluş senaryoları hazırlayarak kendileri içinrant ve şöhret elde ederler. Kim bize daha büyük ve güzel yalanlar söylerse, onun peşinden sürüklenme kolaylığına kapılırız. Sıradan insanların en belirgin özellikleri, kendilerini emniyette his etmek, rahat etmek, gemiyi karşı kıyıya taşımak ve düşündükleri gündelik basit çıkarlara ulaşmak için, bir otoritenin gölgesine sığınma isteklerindeki ortak duygudur. Sıradanlığın egosunu besleyen kıskançlık, hırs, haset ve kin duygusu da bu özelliklere eşlik ettiğinden, bütün dünya bir cehennem karmaşasına döner. Hayatımızı çekilmez kılan şey, sıradanlığın bu bayağı ve dayanılmaz hafifliğidir. Bu özelliklerin ve alışkanlıkların olduğu yerde, sevgi barınamaz ve sevgisiz eylemin hiçbir zaman mutlu bir sonucu olamaz.

            Başarma, rekabet, hırs ve kazanma güdüsü egomuzu şişirdikçe, çatışma kaçınılmaz olur. En büyük çatışma, bizim bu duygulardan dolayı bölünmüş kişiliğimizde görülür. Bütünlüğümüz bozulduğundan, her şeye parçalı bakarız ve asla tümden bir mutluluk ve haz yaşayamayız. Çatışma, insanı duyarsızlığa sürükler. Aynı yatağı ve koca bir hayatı paylaştığınız eşinizle bile aranıza, çok uzun bir mesafe girer ve yan yana yastığa gömülen kafalarınız arasına, uçsuz bucaksız bir uzaklık gelip oturuverir. Her arayış çatışmadan doğar, çatışma kesildiğinde, iç huzura erersiniz ve gerçek kutlu anlarınız, kapıdan içeri girmeye başlar.

            Yüreklerimizde, sadece sevgiye yer vermek ne güzel bir şey! Sevgi taşıyan bir yüreğe ve onun mensubu bir zihne, asla karanlıklar yaklaşamaz ve içeri giremez. Alışkanlıklarımızın yönü ne olursa olsun, iyi veya kötü, onlara tutsak düşmemeliyiz. Önemli olan dinginliğimizi korumaktır. Alışkanlıklar, süreklilik kazandıklarında, bizi sarmalayıp tutsak ederler. İçeriden ve dışarıdan uyarıcılara açık kalabilmenin yolu, alışkanlığın kafesine tutunmamaktır. Alışkanlıkların çoğu, zevkin ve hazzın hatırasına dayalıdırlar. Zevkin ve hazzın devam arzusu, alışkanlıkları doğurur. Çok sevdiğimiz bir yemeğe duyduğumuz istek, o yemekteki özel tada alışmamızdan kaynaklanır.

            Alışkanlık, savunmasız ve duyarlı olan, sevme eylemine zarar verir. Çünkü alışkanlıklar, duyarsızlığa yol açan bariyerledir. Sevgi, sadece zevk ve hatıraya dayanan bir duygu değildir, zihnimizin “Ben” merkezli faaliyetin duvarlarını ördüğünde, ret edilen yoğun bir savunmasızlık ve güzellik halidir. Sevgisiz hayat, mekaniktir ve alışkanlıkların istilasına uğramıştır. Hiçbir örgüt veya yasa, sevgiyi vücuda getiremez. Yasalarla kardeşlik ve barışı da sağlayamazsınız. Bunlar, ancak bireylerin düşüncelerinde, kendi özgür iradeleriyle gerçekleştirecekleri, bütünsel bir devrimle olasıdır. Bütün dünyada bu güne kadar, toplumu dönüştüren, kalabalıklar değil, bir araya gelmiş bireylerin çaba ve zekâsıdır. Bebeklerin yüreklerine sevgi ekmedikçe, hiçbir bilgi ve yasa dünyamızı kana bulanmaktan kurtaramayacaktır. Hiçbir devrim veya karşı devrim, sevgi olmadan, mutlu bir toplum yaratamaz. Bir projeye karşı bir başka projeyle çıkmak, olayı çözmez. Kullanılan araçlara bakmak gerekir, çünkü kullanılan araç aslında gelecekte kurulacak toplumun amacıdır, aynı zamanda. Bir tiranlığa karşı duyduğumuz nefretle, yeni kuracağımız yönetim arasında fark olmaz, sadece görüntü değişmiştir. Çünkü nefrete dayanarak kazandığınız zafer sizi de tutsak etmiştir.

            Nefret ve kin üzerinde yükselerek yaptığımız her dönüşüm ve değişim, içinde aynı duygu yoğunluğunu taşır ve bir öncekine benzeriz. İktidar ve güç zehirlenmesi dediğimiz olgu, tam da buradan kaynaklanır. Mazlum olarak yollara düşenlerin, tiranlara ve zalimlere dönüşmesine hayret edeceğimize, durumu anlamak için çabamız olmalı. Korku veya hırs yüzünden bir araya gelmek ve örgütlenerek iktidara oturmak, bir dayanışma ve işbirliği değil, tam aksine, nefretin güçlü bir ittifakıdır. İşbirliği, sevgi temellidir ve paylaşımcıdır. Dayanışmanın temelinde kişisel çıkar varsa, orada işbirliği ve kardeşlikten söz edilemez. Sevgisiz hiçbir eylem, doğal değildir ve bizi mutsuzluğa sürüklemekten başka sonuçları olmaz.

                        Sevgisiz hiçbir devrim benim devrimim değildir.

                                                           Baki Senday

                                              

                                   bakisenday62@gmail.com

Yorumlar

Ad-Soyad
E-Mail
Yorum
Tüm Yorumlar
Tüm Yorumlar


SİZİ TANITALIM

Bilgilerinizi girerek, Dersimli Esnaf ağına dahil olabilirsiniz!

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak, ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz.

BURAYA TIKLAYINIZ

DERSİMLİ ESNAFLARIMIZ

Burçlar

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

HAVA DURUMU

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

 Bugün : 17552
 Dün : 18350
 Toplam : 30105819
 Ip No : 35.153.73.72