Baki SENDAY 29.3.2018 19:16:50

Erdemle Kırbaçlanan Kadın…

bakisenday62@gmail.com

Yazımın başlığı, Fransız düşünür Marquis De Sade’in bir kitabının adıdır. Çok anlamlı buldum ve yazımın başlığı olarak kullandım. Bizim toplumumuzda en çok kullanılan dürüstlük, fazilet, erdem ve insanlık gibi kavramlar en çokta kadınlar üzerinden konuşulur. Sanki bu değerlere yalnız kadının ihtiyacı varmış gibi. Kadınlara karşı riyakâr bir tutum takınılınca, kadın da kendini korumak adına, ikiyüzlü tutumlar geliştirir. Namus ve iffet kadına giydirilen değer olunca, onu bu değerlerden sorumlu tutmayı görev bilir erkekler. Peki, erkek erdemsiz ve iffetsiz olma hakkına mı sahip? Kadına, insan olarak bakabilmenin mümkün olabilmesi, öncelikle toplumsal ve siyasal yapıların ve kurumların kadına yönelik temel görevlerini yerine getirmesiyle olanaklıdır. Bu görevlerin başında, ekonomik ve düşünsel özgürlüğün kesinliği gelir.

Bir toplumda saf, temiz yürekli, iffetli bir kadın beceriksiz ve budala olarak değerlendiriliyorsa, o toplumdaki temel ahlâki yargıları sorgulamak gerekir. Bu değerlere sahip bir çocuk olarak büyütülen kadın, toplumda referans bulamadığı zaman; ikiyüzlü, düzenbaz ve sinsi yöntemler geliştirerek kendini yaşatmaya çalışır. Aslında bu düşürülmüş kişilik erkeklerde de söz konusudur. Otorite karşısında sinen, dalkavukça tutumlar geliştiren erkeklerin az olduğunu iddia edebilir miyiz? Kendi kendisinin efendisi olamayan birinin, kendini gerçekleştirmesi olanaksız olduğuna göre, kişilikten söz edemeyiz.

Felsefe öğrenmenin ve yapmanın en önemli yararı, yazgımızı belirleyen ve bize engel teşkil eden olguları, çözümleyebilme yetisi kazandırmasıdır. O nedenle felsefe çok önemlidir, insan yaşamında. Filozofu olmayan kitlelerin yaşamındaki çoraklık ve mutsuzluğun temelinde düşünce yoksunluğu yatar. Bu çözümlemeleri başardığı zaman, felsefe zaferini ilân edebilir. İçinde yaşadığımız toplumun, güçlükler karşısında direnmek ve mücadele etmek yerine, kendini akıntıya kaptırma kolaylığına gitmesi, düşünmeyi bir yük ve sorumluluk olarak görmesinden kaynaklanır. Kadınların gündelik yaşamlarında örgü örmekten çok okumaları gerekir. Doğuran ve büyüten annelerdir. Doğru rehberlik ve bilinç ancak, araştırma ve irdeleme yapan kadınların ulaşabileceği bir ayrıcalıktır.

Annelerin, eğitimde çocuklarına kavrattıkları erdem, namus ve iffet gibi değerlerin tarihsel ve psikolojik temellerini ve değişimlerini bilmeleri zorunludur. Bu değerlerin oluşum süreçlerini, sınıfsal ve ekonomik parametrelerini bilme zahmetine katlanmayan bir annenin, yetiştirme gayretinde olduğu çocuğun, sıradanlığı aşması düşünülebilir mi? Kendilerini aşan çocuklar yetiştiremeyen ebeveynlerin çocuk yapması mantıklı olabilir mi?

Bekâreti, kadının iffeti olarak gören erkek için, erdem neyi ifade eder? sorusunu soranımız var mı? Veya, iffetsiz ve erdemsiz olarak değersizleştirilen kadınlar, bu iffetsizliği bir erkekle yaşamıyor mu? İki kişiyle gelişen bir iffetsizlik neden sadece kadına yakıştırılıyor ki? Ne yazık ki; bizim gibi toplumların yapısında, erdemli insana musallat olan duygu, mutsuzluktur. Kötülüğün çoğunlukta olduğu ve geçer ahlâkî değer olduğu bir toplumsal yapıda, erdemli kadın da erkekte mutsuzdur. Erdemli kadının veya erkeğin kötülüğe karşı tek avuntusu, yüreğinde yaktığı bir ışık olan vicdanıdır.

Kötülüklerle kuşatılmış bir çemberin içinde, insanın ruhunu ve onurunu koruyarak, erdemli bir yaşam sürmesi oldukça güçtür. Bir kadın, ekonomik özgürlüğe sahip değilse, yaşayabilmek için, erdem üzerine bir bardak soğuk su içmek zorundadır. Erkek egemen sistemin her alanı, kadınlar için bubi tuzağı sahasıdır. Bir kez tuzağa düşen kadın, kitle tarafında iffetsiz damgası yer ve artık ona her muamele mübahmış gibi davranılır. Bu şekilde sindirilen kadın, artık kendine münhasır bir tutum içine girerek, yaşamını idame ettirmenin yolunu arar. Kimi kadınlar da, köylü kurnazlığı diye tabir edilen küçük hesaplarla, kocasını avucuna almayı veya kolunda çanta gibi aksesuar olarak taşımayı tercih etme yoluna girer. Bu avantajı elde etmenin onlarca yolunu dener. Annesinden ve geleneksel değerler tablosundan alınan, mutfakta kulağına üflenmiş olumsuzluklarla   büyütülen kadınlarımızın, acınası bir halidir bu durum. Erkek çocuğuna “Aslan Oğlum” deyip şişinmesine ve ego yapmasına yol açarken, kızına “topla bacaklarını nasıl oturuyorsun öyle çok ayıp” diyen annelerin eseriyiz çoğumuz.

Gösterdiğimiz her namuslu ve onurlu davranışın karşılığında, bir kötülükle karşılaşırsak bir süre sonra direncimizi ve azmimizi kaybederiz. Başlangıçta yadsıdığımız olumsuzlukları, artık kabullenmeye başlarız. Tam bu noktadan sonra, erdemsizlik yaşam biçimimiz haline gelir. İçimizdeki temizliğin ve saflığın işe yaramadığını görmek, tanrısallığa olan inancı ve güveni de sarsar. Tanrıyı sorgulamaya başlarız. İlk akla gelen Tanrının da kötülükten yana olduğudur. Sonra kötülük karşısında güçsüz olduğunu düşünmeye başlarız. Her iki durumda da Tanrının işlevselliğini sorgularız. İnanan insanların zalimlikler ve haksızlıklar karşısında mazlumluktan çıkarak, çok zalim olmalarının temelinde, bu sarsılma yatar. O nedenle dini nitelikteki ayaklanmalar en çok şiddet gösteren olaylardır.

 Edemle kırbaçlanan kadının (eğitilen kadının) erdemini sergilemesini bekliyorsak, ona özgür ve eşit bir ortam sağlamak hepimizin ortak çabası olmalıdır. Baskılanarak büyüyen ve geleneksel değerlerin zırhına bürünmüş kadından, kişilikli bir duruş ve saygı beklemek doğru bir tutum değildir. İnsanın özgürlüğü ve sorumluluk duygusunu eş zamanlı ve dengede götürebilmesi, ancak çocukluğundan itibaren bu değerleri içselleştirmesi ve yaşam biçimi haline getirmesiyle olasıdır. 

Baki SENDAY yazarına ait diğer yazılar

10.9.2018 08:47:23
15.8.2018 13:08:40


SİZİ TANITALIM

Bilgilerinizi girerek, Dersimli Esnaf ağına dahil olabilirsiniz!

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak, ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz.

BURAYA TIKLAYINIZ

DERSİMLİ ESNAFLARIMIZ

Burçlar

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

HAVA DURUMU

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

 Bugün : 19539
 Dün : 21762
 Toplam : 26000238
 Ip No : 54.162.133.222