Eğitim 10.4.2018 19:46:31 1236 defa okundu

Ticarete Dökülen Cinsellik…

Erkeklerin nezaket, onur ve saygıdan, kadınların; narinlik, zerafet ve güzellikten uzaklaştığı zaman diliminde yaşadığımız için, çok şanssız olmalıyız...Baki SENDAY'ın Kaleminden...

 

            80’li yılların darbecileri, niteliksiz kalabalıkları oyalamak için, televizyonlarda pembe diziler serisi başlatmışlardı. Şimdilerde, onların yerini savaş çığırtkanlığı yapan diziler ve özellikle izdivaç programları almış durumda. Aslında izdivaç adı kullanılsa da, olayın kendisi çok farklı bir mecrada yol almaktadır. Yaşını başını almış insanların bile, gülünç duruma düştükleri bir tiyatro oyunu sergilenmektedir. Bu programlar aynı zamanda sıradanlığın ortalama insanları nasıl çürüttüğünün de bir aynasıdır.

            Eğitimci kimliğim hasebiyle, ne zaman herhangi bir yerde ve zamanda, genç insanların el ele ve göz göze durumlarına tanık olsam, ilk aklıma gelen, onların ne denli samimi ve içten oldukları sorusu oluyor. Yapaylığın yüzyılında, en düzgün kalmasını beklediğimiz gençlerimizin, günübirlik aşklar yaşadığını ve çoğunlukla bedenleri istismar etme üzerinde yoğunlaştıklarını görmekteyiz. Sevgi ve duygunun nesnelere döküldüğü bir zamanda yaşıyoruz. Öyle ki; samimi, dürüst ve duygu yüklü yaklaşımları sergileyen temiz yürekli insanlar, aptal olarak görülebiliyor. Gencecik insanların, sokak ortasında birbirlerini küçük düşüren ve aşağılayan durumlarına tanık olmak çok acı verici. Bir ilişkiyi bitirme biçimi, aynı zamanda karakterimizi de belirleyen bir olgu değil mi?

            Erkeklerin nezaket, onur ve saygıdan, kadınların; narinlik, zerafet ve güzellikten uzaklaştığı zaman diliminde yaşadığımız için, çok şanssız olmalıyız. Hiç şüphesiz; güzellikten kastımız içsel ve ruhsal güzelliktir. Televizyon dizilerinde ve izdivaç programlarında, enjekte edilen düşünceler, insanların yaşamsal mutluluk getiren değerlerden uzaklaşmasını sağladığı gibi, korkunç bir çürümeyi ve yozlaşmayı da beraberinde getirmektedir. Evlilik için programa katılan kadınların kat, yat, araba, yazlık ev, kışlık ev var mı sorgulaması utanç vericidir. Sanki karşısındakiyle değil de, onun varlıklarıyla evleniyormuş gibi. Doğal olarak bu kocaman insanların yetiştirdikleri çocuklarının da, farklı davranmaları beklenmemeli. Tanıştığı kadın arkadaşını ilk fırsatta yatağa atma senaryoları yazmasına şaşmamalı. Veya kadının erkeği maddi bir kazanç kapısı olarak görmesine şaşmamalı. Bireysel karakterinden önce, bedenini nesne olarak kutsayan kadınların, sonuçta yaşadıkları hüsranların temelinde, bu faydacı anlayış yatar. Erkekler bu tür kadınları önce kutsarlar, sonra onları duygusal yıkıntıların bedensel abidesi yaparlar. Bu durum erkeği de mutsuz yapar. Burada da, erkeğin çürümüşlüğüne ve yozlaşmasına tanık olmaktayız.

            Gerçek aşk ve sevgi ilişkilerinde, kadında fahişe ruhu arayan erkek, hiçbir zaman, bulduğu o ruhtaki bir kadına, sadakatle bağlı kalmaz. Kadın doğaüstü bir güzelliğe sahip olsa dahi, günün birinde bu yanılsamalı dış cazibe bitmek zorundadır. Hiçbir güzellik, zaman karşısında ebedi değildir. İçsel ve ruh güzellik, zaman geçtikçe kendisini daha derinden his ettirir ve etkileyici olur. Kişiliğimizi oluşturan güzel ve düzgün karakterimiz, aynı zamanda temel mutluluk kaynağımızdır. Onun için, önce ne olduğumuzu çok iyi bilmek gibi bir görevimiz var. Kendimizi çok iyi tanımadan, bir başkasından önceliklerimizi karşılamasını bekleyemeyiz.

            Sevgide, asıl büyüklük, gözlerimizle, karşımızdakinin kalbini okuyabilme becerisinde yatar. İnsanın yüzü tamamen bütün duygularını yansıtmayabilir ama ipuçları oradadır. Karşımızdakinin yüreğine ve gönlüne dokunabilme inceliğine sahip olmak, mutluluğumuza atacağımız ilk adımdır.

            Cinsellik; biyolojik olarak, değişik yaş gruplarında, farklı boyutlarda tezahürü olan, temel bir ihtiyaçtır her zaman. Ama bütün yaşamımızı onun üzerine inşa etmek, daha kalıcı değerleri ve mutluluk anlarını ıskalamak anlamına gelir. Kadın, cinselliğini şantaja dönüştürme çabasında, erkek de sinsi senaryolar peşinde olursa; orada ticari bir pazarlık vardır. Özgürlüğün olduğu ve ilişkilerin serpilerek geliştiği bir toplumda, böyle absürd durumların yaşanmadığını hepimiz biliyoruz. Kişinin, bedeni üzerindeki tasarruf hakkı kutsaldır ve çok önemli bir haktır. Çok zorlama yapıldığında, cinsellik kalbin ve beynin sesini boğar. O zaman ortada zihinsel haz ve kalıcı bir sevinç yaşanabilir mi? İnsanın sosyal ve kültürel bir varlık oluşu, diğer memelilerden en büyük farkıdır. Yani insan denilen varlık, temel doğası değişmese bile, kendini değiştirme ve yeniden oluşturma yeteneğine sahip bir canlı türüdür. İç dürtülerimiz hormonal düzeyde zirve yapsalar bile, beynimiz ve yüreğimizin erdemle kırbaçlamadığı her arzu, sonuçta büyük acıları da beraberinde getirmez mi?

            Düşünsel temelden yoksun bütün arzu tatminleri; çiçeklerle ve güzel kokularla oluşturulan bir kâbus olmaktan öte gidemez. Paralı cinsel ilişkilerin ticarete dönüşen çirkefliği, hem kadınların hem de erkeklerin çürümesine ve yozlaşmasına yol açmıyor mu? Bana göre; dünyanın en güzel duygusu, kalbi, aklı ve gönlü sizinle olan birinin kollarında, huzurlu bir uykuya dalmak ve aynı huzurlu duygu yüküyle uyanıp, güne başlamaktır. Bunu başaran kaç kadın ve erkeğin olduğu elbette tartışma konusudur. Bedensel hazlara değil de; gönül defterine giden yolda masumiyet, doğallık ve dürüstlük gibi insani erdemler vardır.

            Sahiplenme de, aynı zamanda ticari bir tutumdur, ilişkide. Mal olarak görülen şeye sahip olunur ancak. Karşımızdakini olduğu gibi görebilmek ve onaylamak, sağlıklı bir beraberliğin olmazsa olmazlarındandır. Hiçbir zaman, yüreğimizi bir çöle tutsak vermemeliyiz. İnsan, ancak gerçekten aynı yöne, birlikte bakabildiği biriyle karşılaşırsa, o zaman o çölün Mecnun’u olabilir. Öylesi bir durumda o çöl bile cennetimiz olur. Çölün yalnızlığı yalnızlığımız olur, çünkü öylede mutluyuzdur.

            Kadının cinsel cazibesini ve güzelliğini karşısındakine baskı aracı olarak kullanması, uzun vadede ona mutluluk getirmez. Erkeğin, güç üzerine kurulan otoritesi, ona hiçbir zaman mutluluk getirmez. Kariyer, şan, şöhret ve para çoğu zaman mutsuzluğa götürür. Mütevazi ve doğal yaşam için gerekli olanla yetinmemiz, en doğru olandır, kanımca. Güzelliklerine çok güvenen kadınların, espri yeteneği ve zihinsel faaliyetlerinde gerilemeler olduğu sosyolojik bir tespittir. Doğasında güç istenci olan kadınların, güç tarafından tutsaklığı tarih sayfalarında mevcuttur. Estetik ve fiziki güzellik, ilgi çekmek için ilk etapta çok önemlidir belki; ama bir süre sonra cila ve boya dökülür, karakter bütün çıplaklığıyla ortaya serilir. Biçim, özü örtmemeli. Sahte cazibe peşinde koşan erkekler de, sonuçta hüsran yaşamaktan kurtulamaz.

            Doğuştan gelen veya kendimizi yontarak sahip olduğumuz bedenlerimizi, başkasına karşı silah olarak kullanmanın, bize mutluluk getirmeyeceğini bilmemiz gerekir. Bir insanın en kusurlu yanları, aynı zamanda en güçlü yanlarıdır. Hatalarımızın en iyi öğretmenlerimiz olması gibi. Gençliğimizin bize armağan gibi sunduğu güzellik ve yakışıklılık, ileriki yaşlarımızda bilgeliğe dönüşmezse ne anlamı olabilir ki? Onun için, bedenimizden daha çok, zihnimizi güzelleştirmek gerekmez mi? Zihnin tek gıdası kitaptır ve okumaktır. Okumak ise yaşamaktır ve düşünmektir. Kusurlarımızın bizi daha güçlü, kuşkularımızın ise daha bilge yaptığını bilmemiz gerekir.

            Gençlikte sevdiğimizin yüzü cennetimiz olabilir ama yaşlılığımızda, ruhu ve kalbi cennetimizdir. Onun için sevdiğimizin bedeninde değil ruhunda ve yüreğinde nefes almamız gerekir. Fiziksel ve maddi hiçbir şey, sevdiğimizin içinde erimenin verdiği hazzı ve mutluluğu veremez. Cinselliğini metalaştırıp pazara sunanların anlamadığı işte bu derin ve güçlü duygu yumağıdır. Günümüzde, bir ömür boyu konuşabilecek birini bulmak neredeyse olanaksız gibi. Her ilişkide kesin bir dayatma yaşanıyor maalesef. Yazdıklarımın romantik olduğunu düşünenler olabilir ama, romantizm kadınlara özgü bir zayıflık olsa bile, insani değil midir? Kadınların, romantizmini manipüle etmek erkeğe geçici bir neşe sağlasa da, uzun vadede çok olumsuz etkileri olur. Kadın, kendine ait Venüs Deltasını metalaştırmamalı ve büyük anlamlar yüklememeli bence.

             Sonuç olarak; insan, dünyada bedeni kadar değil, yüreği kadar yer kaplar. Yüreklerimizi donatan, eğer insana dair erdem ve tutumlar ise, geriye sadece birlikte aynı yöne bakacağımız bir insanı aramak kalır. Bulduğumuz da, sorun kökünden çözülür. Bu durum bir paradoks gibi görünebilir ama çoğu zaman, kendiliğinden gelir aradığımız insan. Bize gelen doğru bir insanı tanıdığımızda, ilişkilerimizi, birlikteliğimizi, cinselliğimizi ve dostluğumuzu alışkanlıklarımıza boğdurmamak için, ciddi mücadele vermek zorundayız.

Haydi bakalım! Bütün bunlara yüreği yeten beri gelsin!!!!

                                                     Baki Senday/ bakisenda62@gmail.com

Yorumlar

Ad-Soyad
E-Mail
Yorum
Tüm Yorumlar
Tüm Yorumlar


SİZİ TANITALIM

Bilgilerinizi girerek, Dersimli Esnaf ağına dahil olabilirsiniz!

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak, ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz.

BURAYA TIKLAYINIZ

DERSİMLİ ESNAFLARIMIZ

Burçlar

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

NÖBETÇİ ECZANE

HAVA DURUMU

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

 Bugün : 9168
 Dün : 16525
 Toplam : 23325598
 Ip No : 54.80.115.140