Güncel 4.7.2018 18:57:00 819 defa okundu

NEDEN YALNIZLIĞI SEÇTİM…?

Baki Senday'ın Kaleminden...

 

           Bundan 33 yıl önce gönlümün derinlerinde doğan bir uyanma ve aydınlanma ile bir farkındalık geliştirdim. Öyle bir uyanmaydı ki, sözcüklerle anlatılması imkânsız bir durumdu. Bu farkındalığı yaşamayan birisinin, onun muhteşem varlığının insana neler getirdiğini asla bilemez!

            33 yıl önce, insanları terk edip, yaşamı açıkgözlerle, büyük bir farkındalık içinde yaşamak ve gönül gözümü açan düşüncelerin ve derin sessizliğin tadını çıkarmak için, hep ıssız bir yer aradım. Kısa aralıklarla yaptığım doğa gezintileri, bana bu ıssızlığın derin manasını daha yakından yaşamamı sağladı.

            Bu ütopyamı 1 Eylül 1996 günü gerçekleştirdim. Çok sevgili dostlarımın da önemli destekleriyle doğanın tam sinesinde yaşam bulduğum bir mekâna kavuştum. Fiziksel olarak hep aile bireyleriyle birlikte olsam da, aslında yalnızdım. Eşim ve çocuklarımla sadece fiziksel mekânı paylaşıyordum. Eşimin ayrı bir birey, çocuklarımın da beni geren yay olduklarını ve bir gün ok olup fırlayarak gideceklerinin bilincindeydim. Nitekim öyle de oldu.

            Farkındalık, insan bilincini apansız istila eden çok güçlü bir ruh halidir. İnsana, hayatı muhteşem bir müziğin, baş döndürücü sağanağı içinde, yerle gök arasında dikilmiş bir güzellik abidesiymiş gibi müthiş bir duygu sağanağı yaşatır. Bu öylesine güçlü bir sağanaktır ki; yüreğimizde apansız parlayan bir alev olur, onu yakar ve arındırır. Bu farkındalığın sonucu ulaşılan yalnızlık, insanı yeryüzünden yukarılara çeker ve üst insanın düşünce dünyasına çıkarır. Dağın zirvesinde, buzdan bir evde yaşarsınız. Müthiş bir gönül yüceliğine kavuşursunuz. Dipsiz göklerde gezintilere çıkarır sizi.

            İşte benim farkındalığım bu şekilde beni ailem, dostlarım ve şehirlilerin arasında, toplumun bir üyesiyken, gözlerimin perdesini kaldırarak fırlatıp attı, uyanmamı sağlayan gizli bir ses oldu. Bu yalnızlık, bir kaçış değildi benim için, tam aksine içe dönük bir arınma, derin bir yolculuk ve değerlerimi yaratma süreci oldu. Bilimsel buluşların ve uygarlığın, bize sadece gündelik hayatımızı kolaylaştırmak için gerektiğini, ama ruhsal dünyamızın bambaşka bir dünya olduğunu gördüm. Dünyaya hükmetmenin sadece sahte bir kazanım olduğunu gönül derinliğine ulaşınca anlıyor insan.

            Doğaya hükmetmek için gösterilen çabanın, doğanın bir fiskesiyle biteceğini anladım çok net. Hangi toplumda olursa olsun; sefaletin, cehaletin ve refahın toplumun bir parçası olarak hep var olacağını çıplak gözlerimle gördüm. Batı uygarlığının oryantalist bakış açısını kavrayarak, ikiyüzlülüğün her yerde kol gezdiğini anladım. Sahte olanı, ipekli libaslar içinde yaldızlarla süsleyip saraya koysanız da, sahteliği değişmez. Eğri ağacın düzgün gölgesinin olmaması gibi.

            Cürüm hiçbir yerde erdemle özdeşleşemez. Erdemli bir yaşamın ancak kendi doğrularımızla mümkün olabileceğini gördüm. Benim için artık tek doğru, içimde en derin benliğimde bağırıp duran doğrudur. Yalnızlığımın aşiyanında huzur ve sükûnet içinde bir yaşamım var. Kendi ellerimle, vazomda yeşerttiğim hayatım çiçeklenerek, neşe ve sevinç kaynağım oldu. Yaşamımı her gün soframda paylaştığım güzel bir yemek gibi görüyorum. Bu yemek içindir ki; insanların sofrasını terk ettim ben. Hayatımın son gününe kadar da bu tarz yaşamıma devam edeceğim.

            Bir insan ne kadar akıllı olursa olsun, kışın ortasında yazın yetişen bir bitkiyi doğal olarak yeşertemez. Uygarlık çok ilerledi ama hastalıklar daha çok arttı. Ne hekimlerin bıçağı ne de zehirleri işe yaramamış görünüyor. Yapaylık, bütün insan ilişkilerinin temel belirleyeni olmaya başladı. Gerçek aşk, sevda ve sevgi yaşanmıyor artık. Toplumlar hızlı yayılan bir virüsün tesiri altında içten içe çürüyorlar. Hiçbir hekim bu çürümeye deva olamıyor. Felsefe yerlerde sürünüyor. Felsefe yoksa doğru yaşam da yoktur.

            Yalnızlığı seçtim ben çünkü düşündükleri gibi yaşamayan ama başkalarına vaaz veren ikiyüzlü insanlardan bıktım. Yüreğimi paralayarak son kuruşuna kadar karşılığını ödemedikçe, kimseden incelik ve insanlık görmediğimi fark ettim. Yalnızlığı seçtim çünkü ruh, yürek ve beden için mutlulukla dolu bir yaşamın onda olduğunu gördüm. Hayatım, denizin yolunu ararken şarkı söyleyerek coşkun akan derelere benziyor. Yalnızlığımda her mevsimin rengi bir başka güzel. Evrenin uzaklarda inşa ettiği bir krallığın kralı gibiyim. Güneşi yakalamak ve öpmek istiyorum. Evrenin sırlarına hakîm olmak ve bilgeliğe ulaşmak istiyorum.

            İnsanların dünyasında ayrılıp, yalnızlığımın köşkünde olmaktan hiç ama hiç pişmanlık duyduğum olmadı. Çünkü insanlar, alçak gönüllülüğü bir tür zayıflık, merhamet etmeyi korkaklık, ukalalığı ise güçlü olmanın göstergesi sayıyorlardı. Çoğunluğu oluşturan bu niteliksiz kalabalıklara hakaret etmeyi, nezaketim gereği doğru bulmadığımdan onlardan uzaklaşmayı tercih ettim.

            Güçlüye kendini satan, güçsüzü satın almak isteyen mahlûklardan uzaklaşmak için yalnızlığımı seçtim. Dudaklarında, bin kişiye yetecek gülümseme ve kendini beğenmişlik içinde yürüyen, yüreklerinin derinlerinde bir tek amacın yuvalandığı kadınlarla karşılaşmamanın rahatlığını verebileceği için yalnızlığı seçtim. Ucuz tatminlerle doyuma ulaşan, sahte ilişkileri yaşayan insanlardan uzaklaşmak için yalnızlığımı seçtim. Gerçeğin yerine hayaletinin peşinde sürüklenen, yalana dayalı hayat süren kuru kalabalıklardan korunmak için yalnızlığı seçtim.

             Benim yalnızlığım amaçsız bir yalnızlık değildir. Amaçsız yalnızlık insanı çürütür. Anlamsız inzivalar insanın hem ruhunu hem de bedenini çürütür. Beni tanıyan dostlarım çok mutlu bir gülümsemeyle, giderek gençleştiğimi söylerken aslında haksız da değiller doğrusu. Yalnızlığımda, yeteneklerim ve eğilimlerim daha bir coşkusallık kazandı. Ruhum, bedenimin hisarlarını yıkarak esaret zincirlerini kırıp parçaladı. Özgür ruhla yaşamanın ne olduğunu deneyimliyorum. Bedenim, ruhumun tapınağı oldu. Bedenime de ruhum kadar önem vermeyi öğretti yalnızlığım. Çünkü hasta ve çürüyen bir beden sağlam bir ruhla uyumlu değildir

            Kalabalıklardan ayrıldım, çünkü rüyalarım onların rüyalarından çok farklıydı. Yapılarıyla sürekli çatışma halindeydim. Benim ruhum, kalabalıkların ruhuyla aynı yönde dönmedi hiç. Uygarlık denilen olgu, mutsuzluğumuzun büyük oranda tetikleyicisi oldu. Uygarlık, çok görkemli bir görüntüye sahip, kökleri yerin derinliklerinde, dalları gökyüzünü örtmüş bulutların üzerinde, ama çiçeklerinde sadece hırs, cimrilik, kötülük ve suç olan, meyvesi felâket ve sefalet kokan bir ağaç gibi durmaktadır adeta. Yalnızlığımın en önemli öğretisi de, “Cehennemin yollarının iyi niyet taşlarıyla döşendiği” oldu benim için.

                                                           Baki Senday

           

                                                           DİDİM

                                   bakisenday62@gmail.com        

           

Yorumlar

Ad-Soyad
E-Mail
Yorum
Tüm Yorumlar
Tüm Yorumlar


SİZİ TANITALIM

Bilgilerinizi girerek, Dersimli Esnaf ağına dahil olabilirsiniz!

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak, ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz.

BURAYA TIKLAYINIZ

DERSİMLİ ESNAFLARIMIZ

Burçlar

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

HAVA DURUMU

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

 Bugün : 9850
 Dün : 11143
 Toplam : 24591294
 Ip No : 54.158.248.112