Eğitim 14.6.2018 08:07:00 2567 defa okundu

Korkularımızın İmparatorluğuna Yenilmek…

Baki Senday

 

(Korkularımı aşmamı sağlayan oğlum, Sertaç Senday’a adıyorum)

            Sömürgeleştirilen bir ulusun, köleleştirilen bir halkın ve baskılanmış bir çocuğun bütünlüklü bir kişiliği olmaz. Bütünlüklü kişiliğin ilk ve temel koşulu, insan doğasının bir gereği olan aidiyet duygusunu tam yaşamaktır. Aidiyet duygusunun tam yaşanması ise, kendimiz olabilmekle mümkündür. Kendimiz olabilmek için, bütün zihinsel karakollardan, beyni ele geçirerek tutsak eden ve zırhlı kuvvetlerle korunan kalelerden dışarı çıkmakla mümkündür.

            Kalabalıkların ve ahlâk bekçilerinin ne düşünüp ne eylediklerini hiç kaale almamak gerekir. Kendimiz olabilmek için, bizi koşullandıran kalabalıkların ve “sürü” nün moral değerlerini (ahlâki normlarının) içimizde baskılanma sonucu yaratılan, duygu ve düşüncelerden oluşan, zehirli canavarın ve o canavarın dişlerinden akan kanın lezzetinin, bizim içimizde faşist bir ruha dönüşen çirkefliğini, söküp atmamız gerekir. Korkularımızdan arınmadan, sevmeyi bilemeyiz kendimizi ve başkalarını.

            En ufak bir meselede, sokakların güruh tarafından ele geçirilmesindeki örgütlü cehaletin gücü ve biricik gıdası, bu baskılanmış duygu ve düşüncelerin içimizde yarattığı canavarın özgürleşmesidir. İnsan değil, birer serseri mayındır artık kalabalığın sıradan insanı.           

            İnsanın temel amacı, hayatta kalmak değil, yaşamak olmalıdır. Yaşamak için ise özgürlük, özgürlük için de farkındalık ve sorumluluk gerekir. Farkındalıkla ancak korkularımızı ve zayıflıklarımızı aşabiliriz. Ama farkındalık için de, önce derin içsel yolculuğumuza çıkmalıyız. İçimizdeki tek diyalog, korkularımızın diyalogu olursa, yaşamı hep tribünlerden seyrederiz. Başkalarının ayak izlerini, korkularını ve gölgesini izlerken, onların yazdığı senaryoların birer figüranı oluruz.

            Kalabalıklarca onaylanmak gibi bir isteğimiz olduğu sürece, bize enjekte edilen ve giydirilen korkuların tutsağı olmaktan kurtulamayız. Yeni bir güne başlarken, kafamızda ‘bugün başkaları için ne yapabilirim’, düşüncesi hizmetkârlık ruhumuzu,’acılarımı bastırmalı mıyım’ düşüncesi dünyaya karşı durmayı,’ başarmam gerekir’ düşüncesi, korkusuz hayatta kalmak gibi, absürd korku filtreleme taktikleridir.

            İnsanın, kendini kabullenmesinin temelinde, başında da söylediğim gibi, doğru bir aidiyet duygusu ve bütünlüğü gereklidir. Aidiyetten kastım, statik ve sabit bir düşünce ve duygu mekaniği değildir. İnsanın, kimliklerine tutsaklığı da değildir. Nasıl ki insan yaşadığı yere benziyorsa, aidiyet kavramı da bu anlamda kullandığım bir kavramdır. Ne yersek ve ne düşünürsek o olduğumuz gibi. Aidiyetten, sade ve doğal duygu bütünlüğünü anlamalıyız. Başkalarını ötekileştiren faşizan değerler topluluğunu değil.

            Korkularımızın temelinde, anne ve babamızın muazzam bir etkisi vardır. Onların bizi korumak adına bize yedirdikleri ve sindirerek içselleştirdiğimiz korkularımız, geleneksel kalabalıkların pekiştirici gücüyle birleştiklerinde, korkunç birer canavar olurlar içimizde. Genetik mirasımız gibi nesilden nesile aktarırız bu korkuları. Büyük başarı olarak değerli bulduğumuz işler, aslında aldatıcı bir korkunun eserleridir.

            Korkularımız, gündelik yaşamımızda mutlu anlarımızı kuşatan bariyerlerdir. Mutluluğumuzun önüne çekilen set görevi görürler. Mutlu olmaktan, hatta kahkaha atmaktan korkarız, kötü bir şey olur diye. Korkularımız, bize duymak istediğimiz şeyleri kulağımıza fısıldamakta çok ustadırlar. Bizi, sahte bir güvenlik duvarının arkasına alırlar. Yaşamdan koparmak için, bahanelerimizi, yakınmalarımızı, başkalarını suçlamalarımızı, sorumluluklarımızdan kaçmalarımızı ve yalanlara yaslanarak yaşamamızı haklı gösterirler. Böyle bir kişiliğin oluşumunda temel bir öneme sahiptirler korkularımız.

            İnsanlar korkularının ürettikleri inançları, duyguları ve düşünceleri ayakta tutmaya büyük özen gösterir ve bu konuda çok ustaca davranırlar. Anne ve babalarımız, bizi tehlikelerden koruduklarını düşündükleri, korkularla büyütürler. Oysa iyi niyetli olmakla, iyi bir iş yapmak çok farklı şeylerdir.

            Değer verdiğimiz insanlar, biz kendimiz olmadıkça bizi severler. Kendimiz olukça da bizimle gurur duymazlar ve karşı dururlar. Başkalarına ve sevdiklerimize yaranma korkusu, bizi riyakâr, sinsi ve ikiyüzlü yapar. Anne ve babamızın veya ebeveynlerimizin, bizi tehlikelerden korumak ve sevmek adına içimize saldıkları korku ejderhaları, dışarı bir canavar olarak salındıklarında, işlemeyeceğimiz kötülük yoktur. Yaşadığımız acı olayların ve dünyanın yangın yerine dönmesi, bu bastırılmış ve korkutulmuş ruhların açığa çıkması halidir.

            Kalabalıkların geleneksel korku dağları ve içimizde pekişmiş korku tortuları olmazsa, bir tek korku bizi teslim alamazdı. En büyük korkularımızdan biri de risk almaktır. Oysa risk, insanı korkudan özgürlüğe doğru götüren temel anahtarlardan biridir. Risk, insanın cesaretini, güvenini ve kararlılığını arttıran, motive eden güçlü bir maniveladır. Değişime karşı sergilediğimiz direnç, korkularımızın da gücünü gösterir.

            Korkularımızdan kurtulmak ve onları aşmak istiyorsak, mekân ve yer değişikliği, harekete geçme ve eylem gerekliliği, değişime içtenlikle inanmak gibi tutarlı bir çizgiyi yakalamak gerekir. Bu konulardaki duygu ve düşünce birliği mutlaka sağlanmalıdır. Bu duygu ve düşünce birliğinin gereğini yerine getirmekte hiç tereddüt edilmemelidir.

            Einstein, “Aynı yöntemleri uygulayarak farklı sonuçlar beklemek aptallıktır” demişti. Bende diyorum ki, ‘Aynı şeyi farklı sonuçlar umarak tekrarlama hatasına düşmek en büyük cinnettir’. Bu cinneti bizzatihi yaşamış biri olarak söylüyorum. Kimseyi değiştirmeye kalkmayın derim. Kendinizi değiştirin. Yaşamımız hakkında suçlayabileceğimiz tek kişi kendimiz olmalıyız. Çünkü yaşamımız, bizim tercihlerimizden ibarettir. Her değişim, mutlaka içinde risk de barındırır. Bu riski göze alamayanlar, hayatı hep seyrederler üçüncü sınıf tribünlerde, figüran olarak.

            Mutlu olmak istiyorsak, korku duvarlarını yıkmak ve sahte güvenli bölgeden çıkmak zorundayız. Korkularımızdan korkmanın yaşamı zehir eden boyutunu iyi görmeli ve içimizden söküp atmalıyız. Zaferi kazanmak için gerekirse bütün gemileri yakmasını bilmeliyiz.        

Herkesi mutlu etmenin derdine düşen, kendisini mutlu edemez, bunu çok iyi kavramalıyız. Mutlu olmak için önce kendimizi tanımak ve bilmek gerekir. Esas doğamızı ortaya çıkarmak için içsel yolculuğumuzu tamamlamak gerekir.

                                             Baki Senday

                               bakisenday62@gmail.com  

           

 

           

Yorumlar

Ad-Soyad
E-Mail
Yorum
Tüm Yorumlar
Tüm Yorumlar


SİZİ TANITALIM

Bilgilerinizi girerek, Dersimli Esnaf ağına dahil olabilirsiniz!

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak, ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz.

BURAYA TIKLAYINIZ

DERSİMLİ ESNAFLARIMIZ

Burçlar

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

HAVA DURUMU

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

 Bugün : 2675
 Dün : 15712
 Toplam : 24248534
 Ip No : 54.166.160.105