Manşet 10.8.2018 08:35:09 577 defa okundu

İlkel Benliğimizin Dürtüleri Üzerine…

Baki Senday'ın Kaleminden...

İnsan doğası, akıl ile tutkularının arasında süre giden bir savaş meydanıdır. İkisinden biri olmasaydı, insan çelişkiden uzak kavgasız olurdu. Bunlardan biriyle barışmak ancak diğeriyle savaşmakla mümkündür. Tutkularımızın esaretine girdiğimizde akıl devre dışı kalır. Düşünülmeyen ve hesap edilmeyen sınırsız tutku ve duygularımızın ödülü, yaralayıcı acılar olmaktadır. Hele bir de bu tutkularımız, ilkel benlik dürtülerimizin tetiklediği kişilik özellikleriyse, iflah olmaz vakalara döneriz.

 

İlkel benlik dürtülerinin yıkıcı türlerinden biri de, sevgi sanılan kıskançlık duygusudur. Akıl daima bu dürtünün kışkırttığı tutkunun bayağılığını ve haksızlığını itham etmeyi düşünürken ve çabalarken, tutkuya yenik olanlar, daima bu yıkıcı duyguyu canlı tutmaya ve savaş aracı olarak kullanmaya çabalar.

 

İnsanın yüceliği iki özelliğinden anlaşılabilir. Birincisi; insanın amacı ve niteliği,

ikincisi; ise nicelik olarak nerede durduğudur. Niteliksel olarak insanın büyüklüğü ve eşsizliği, önüne koyduğu amaçların kalitesi ve yaşama yüklediği anlamla anlaşılır. Yaşamın doğru anlamı, yüreğimizde herkese yeten derin bir sevginin varlığıyla oluşur. Sevgi en az ölüm kadar etkili bir olgudur hayatta.

 

Sıradan ve vasat insan, büyük amaçlar için doğmamıştır zaten. Büyük sevgileri taşıyacak yürekten yoksundur. Sevginin anlamını da doğru kuramaz zihninde ve yüreğinde.

 

Nietzsche “İflah olmaz hastaya hekim olunmaz” demiştir böyleleri için. Sevgi, benliğimizin içeriğini genişletirken, kıskançlık ruhumuzu çirkinleştirir. Sevgi Teleskoptan bakarken, kıskançlık mikroskoptan bakar. Kıskançlık ruhun hastalığıdır. İnsanı alçaltan ve küçülten bir ilkel benlik dürtüsüdür. Kıskançlık, yaşarken ölmek demektir. Kibirle birleşir ve insanı sıradan bir yalnızlığa mahkûm eder. Sevilen objenin çürütülmesidir kıskançlık. Onu boğmak nefessiz bırakmaktır.

 

Sevgi benliğimizi daraltmaz onu genişletir, zenginleştirir, doldurur ve çeşitlendirir. Sevgi, bir gövdeden etrafa yayılan incecik örüntüler gibi çeşitlidir. Doğaya, dostlara, sevgiliye, çocuklara ve insanların her haline duyduğumuz sevgi, farklı türden ve renklere sahiptir. Ancak miyop olanlar bu durumu göremezler. Sevgiyi kıskançlıktan ve sevgisizlikten ayıran en temel özelliği, eyleminin amacıdır. Gerçek sevgilerde her zaman amaçta ruhsal tekâmül vardır.

 

Sevginin objesi değişkendir. Anne, baba, sevgili, çocuk, eşya, tabiat ve diğer birçok şeyi farklı sevgi türleriyle severiz. Gerçek sevgi bizi alt üst eden bir duygu değildir. Bu olsa olsa âşık olma halidir ki! Aşk, belli bir zaman dilimiyle sınırlı olan ve kuralsız işleyen akıldışı duygu kasırgasıdır. Sevgi duygularıyla sevgiyi karıştırırız çoğu zaman.

 

Sevgi yalnızca vermek değildir. Akıllıca, sağduyulu ve mantıklı biçimde vermek ve bazen de vermemektir. Sevgi, mantıklı övgü ve mantıklı eleştiri demektir. Sadece sevileni teselli edip rahatlatmak değil, mantıklı bir biçimde tartışmak, mücadele etmek, yüzleşmek, zorlamak, teşvik etmek ve gerektiğinde amacına ulaştırmak için ileriye doğru fırlatmaktır. Buradaki mantık aklın süzgecinde tartmak anlamı taşır.

 

Kıskançlığa bağımlı olmak, kişinin kendisine yapabileceği en büyük kötülüktür. Devamında haset, nefret, kin ve aşağılık davranışlar gelir. Sevileceğinden emin olmanın tek yolu, sevilmeye layık bir insan olmaktır. Yaşamları bağımlılık gereksinimleri tarafından yönetilen kişilerin psikiyatrik bozukluğuna psikoloji biliminde “Pasif bağımlı kişilik sendromu” denir.

 

Bir insanın sınırları onun benlik sınırlarıdır. Benlik ne kadar geliştirilirse, ki bu sevgi çeşitliliğiyle zenginleştirilerek komplekslerden uzaklaşmayla olur. Kıskançlık ve haset, aşağılık değerlerin toplamından oluşan aşağılık kompleksiyle hayat bulur. İlkel benliğin bu duruma bulduğu çözüm, büyüklük kompleksiyle cevap olmaktır ancak, bu da ayrı bir çıkmazdır kişilik için.

 

Hislerimize yenildiğimizde sefil duruma düşeriz. Bizim doğamız içgüdü ve deneyimlerimizden oluşur. İnsanı yüceliği sefilliğini bilmesinden gelir. İnsan olarak tüm hassasiyetimiz düşüncededir. Bir konuyu “Bilmeden iddia etmekten daha büyük rezillik olamaz” diyor Cicero. İnsanın erdemi, günlük yaşantısında gizlidir. Davranışlarımız ve karşımızdaki insana bakışımız bizi tanımlar.

 

Tutkularına gem vuramayan insanların sevgisi sorunludur. Aklımız bizim efendimizdir, ona itaat etmek gerekir. Sadece aşkta akıl çoğu zaman işlevsiz olabilmektedir ki, acı çekilmesinin nedeni de odur. İnsanlık evrimi ve kişisel deneyimlerimiz, aklımızın ayaklarımızdan daha elzem olduğunu kavratır. Akıl nereye buyurursa ayak oraya yönelir. Beyni çıkarılan kuşların tellere takılmasının nedeni işte bu durumdur.

 

Kanılarla hareket etmek, sıradan ve sürü insanına özgü davranış ve düşünüş biçimidir. Düşünebilen soylu insan, kanılardan değil objektif kıstaslardan yola çıkar. Doğal cehalet sıradan kuşkuyu beslerken, entelektüel ve bilimsel kuşku, daha büyük amaçlarla hareket eder. İlkinde; cinayet işletebilecek derecede cehalet varken, diğerinde insanlığa büyük ve kutsal sayılabilecek bir erek vardır. “Sunam” türküsünün öyküsünü dinleyenler bilirler, yaşanmış bir cehaletin sonuçta nasıl pırlanta gibi temiz yüreğe sahip bir kadıncağızın uğradığı acı sonu.                                                                                                                                         

bakisenday62@gmail.com                                                                                                                                                      

Yorumlar

Ad-Soyad
E-Mail
Yorum
Tüm Yorumlar
Tüm Yorumlar


SİZİ TANITALIM

Bilgilerinizi girerek, Dersimli Esnaf ağına dahil olabilirsiniz!

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak, ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz.

BURAYA TIKLAYINIZ

DERSİMLİ ESNAFLARIMIZ

Burçlar

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

HAVA DURUMU

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

 Bugün : 444
 Dün : 11448
 Toplam : 24903209
 Ip No : 54.80.208.105