Manşet 6.12.2017 16:39:07 732 defa okundu

Evliyken aşık olmak... Mavi saçlı kız...

Storia.me/Gelatista Yazdı...

Bu hikayeyi aslında ona anlatacaktım. "Rakı sofrasında anlatacağım şeyler var sana." diye mesaj atmıştım. "Olur" demişti. Olmadı... Birilerine anlatmasam içimde kalacaktı. Korkumdan kimseye anlatamadım. Buraya yazıyorum işte... İsimler, olaylar açık vermemek için biraz değiştirildi ama aşk hala aynı...

Boktan bir hayatım var. Yıllar önce duygusal bir boşluğa düştüm. Güzel bir kız çok canımı acıttı. Hissizleştim. (Berbat bir aldatma hikayesi, belki sonra anlatırım.) Eşim dostum kimsem kalmadı. Bunalımın dibindeydim yani.

Bir yığın tesadüf sonucu başka bir kızla tanıştım. Hayat dolu, neşeli, akıllı, hoş bir kız. Deli gibi de aşık bana. Benimse ne ona ne herhangi başka bir şeye karşı zerre ilgim yok. Bir iki hafta görüştük. İçim öyle boş ki daha uzanıp kızın elini tutmamışım. "Ne yapıyorum ben?" diye düşünüyorum. Daha sevgili miyiz belli değil ayrılma kararı aldım. O gün hastalandı.

İlk kez hastahane odasında tuttum elini. İllet bir hastalık (çok spesifik olduğu için buraya yazmıyorum.) Günden güne eriyor kız. Sağlığı dışında hem maddi, hem manevi olarak bitti. İşini kaybetti. Ailesi ile kavgalıydı. O durumda bile sahip çıkmadılar. Bir ben varım yanında. "Ayrılalım." demek mümkün mü? Allah affetsin "Ölürse ayrılmak zorunda kalmam." diye bile geçirdim içimden.

Bir gün " İyi ki varsın." dedi. "Sen olmasan ha yaşamışım ha ölmüşüm ne fark eder." dedi. Allah belamı versin onca zamandır hiç bir bok hissetmeyen ben, çöktüm yatağının yanına hüngür hüngür ağladım. İlk kez hastahane odasında öptüm onu.

Uzatmayayım altı ay sonra evlendik. O iyileşti. Çalışmaya başladı. Maddi durumumuz düzeldi. Ailesiyle barıştı. Benim ailem zaten kendi kızları gibi seviyorlar. Bir ev aldık. Avuç içi kadar ama güzel bir ev. Duvarlarını birlikte boyadık. Bir kedi aldık. Kavgamız yok. Kıskançlığımız yok. Görünürde herşey yolunda ama...

Günler geçtikçe bir şeylerin eksik olduğunu o da anladı. "Sen beni sevmiyorsun" demedi. "Ben seni sevemiyorum." diyemedim. Birlikte sustuk. Avuç içi kadar ev iyice küçüldü. Sessiz, neşesiz ölü bir yer oldu. O evde doğdu kızımız.

Eşimin hastalığı hamileliğine etki etmişti. Kızım zor dünyaya geldi. Eşim doğumda ölümden döndü. Yıllardır hiç kimseyi sevemeyen ben, ilk kez kızımı sevdim. Hem sevdim hem de ölesiye korktum bir gün ona birşey olacak diye...

İki yıl geçti. Kızım sağlıklı. Evde onun etrafında dolanan bir mutluluk bulutu var artık. Kızımızın yanında mutluyuz. O uyuduğunda birbirimizle hiç konuşmuyoruz. Daracık evimizin iki ucunda susuyoruz hala.

Ben artık hep korkuyorum. Çünkü bir iki ay önce "Boşanalım." dedi eşim. Boşanırsak kızımdan ayrı kalırım diye ödüm kopuyor. Kabul etmedim boşanmayı. Geceleri salonda yatıyorum ama uyuyamıyorum. Ev üstüme üstüme geliyor.

İşte böyle boktan bir hayat sürerken bir gün evden çıktım. Kediye mama alacağım ama petshop kapalı. Biraz ileride hiç gitmediğimiz bir veteriner var. Bir sigara yaktım oraya yürüdüm. Sigaranın son nefesleri için veterinerin kapısının önünde durdum. Önce sokağı izliyordum. Sonra sigarayı atıp yüzümü içeri çevirdim. Genç bir kızla göz göze geldim.

Yıllardır bomboştu içim. Yıllardır korkmak dışında doğru düzgün birşey hissedememiştim. Yıllardır kalbim atmıyordu. Sonra bir kelebek kanat çırptı sanki içimde. Dünyanın en güzel kadını karşımda duruyordu. Öyle güzel ki... benim gibi birisine ilgi göstermesi mümkün değildi.

Kekeleyerek "kedi maması" diyebildim. Gülümsedi!
Allahım al canımı diye haykırmak istedim. Şu yeryüzünde kutsal olan ne varsa o gülüşe toplanmıştı sanki. Gözlerinin ihtişamı, uçlarını maviye boyadığı saçlarının parlaklığı, kolundaki dövmesi, tarzı, gülüşü, ah gülüşü...

İstediğim mamadan yokmuş ama getirtebilirlermiş, telefon numaramı bırakırsam gelince haber veri... Kelimeler ağzından döküldükçe ben sesinin ahengine kapıldım. Artık nasıl bakıyorsam kızcağıza sustu. Başını önüne eğdi. Hafifçe yüzü kızardı gibi geldi sanki ama...

"Numaranızı verirseniz..." dedi. Yemin ediyorum kendi telefon numaramı unuttum. Beynimin içi bomboş. Ben yokum o an. Bir tek onun gözleri var.

Nasıl oldu bilmiyorum elim cüzdanıma gitti. Kartımı çıkartıp uzatabildim. Kart olmasa değil numaramı, adımı söyleyecek halim yok. Dilim ağzımın içinde pelte gibi.

Kartıma bakınca hafif şaşırdı. Yüzüme baktı dikkatlice. "Sizi tanıyorum ben" dedi. Allahım al canımı! Böyle bir mutluluk olamaz. Gözümün nuru beni tanıyormuş. Yıllardır hissetmediğim ne varsa o an orada yüksek voltaj hattına sarılmışım gibi içimden geçti.

Çalıştığım yerle bir mailleşme yapmış. Mailde bizim departmandan benim adımı yazmışlar falan filan. Olsun ismen de olsa tanıdı ya beni...

İncecik elleri kartımı, doktor önlüğünün göğüs cebine koydu. Niyeyse bu yaptığı garip geldi o an. Gözüm cebine takılı kaldı. Sonra nereye baktığımı fark ettim. Allah beni kahretti!

Ben artık o halimden nasıl kurtuldum nasıl arkamı döndüm o kapıdan nasıl çıktım bilmiyorum. Bir iki adım attım. Başım döndü yıkılacağım sandım. "Pardon" diye seslendi arkamdan. Depoda varmış o mamadan. Tekrar içeri girdim. Mamayı aldım. Parasını ödedim. Çok utanmıştım ama biraz aklım yerine gelmişti. Komik olduğunu düşündüğüm birşey söyledim. Gülümsedi. O gülümsedi. Ben öldüm.

Bir iki gün sonra dayanamadım. Tekrar gittim veteriner kliniğine. Orada değildi. Kasada yaşlıca bir hanım vardı. Hem canım sıkıldı hem de rahatladım biraz. Aynı mamadan istedim. "Depoda olacaktı galiba." dedi kadın. "Olabilir" dedim. Niyeyse?

"Selen!" diye seslendi kadın arkaya doğru. O isim kulaklarımda çınladı. Odada yankılandı. Zaman durdu. Herşey dondu. Ve Selen, mavi saçları havada uçuşarak, sanki ağır çekim bir film gibi içeri girdi. Mama alındı, para verildi. Selen'in bir önceki gelişimde bana ciddi bir indirim yaptığını fark ettim ama sesimi çıkarmadım. Komik olduğunu düşündüğüm bir şey söyledim. Selen gülümseyemeden öbür kadın ters ters baktı. Ben öldüm.

O akşam mesaj attı Selen. Ellerimin titremesinden bir süre açamadım mesajı.
Mama'da yaptığı indirimi patronuna çaktırmadığım için teşekkür etmek istemiş. Ben de ona güzelliği için teşekkür etmek istedim, "Rica ederim" yazabildim.

Sonra aklım başıma gelir gibi oldu. İçeride televizyon açıktı. Kızım çizgi film izliyordu. Annesi mutfaktaydı galiba. Ölmek istedim. O berbat korku oturdu yine göğsüme. Telefonu bıraktım. Gittim kızıma sarıldım.

Sonraki günlerde ara ara yolumu değiştirip veterinerin önünden geçtim. Elimde değildi. Bir kere kedi kumu almaya gittim. Yoktu orada. Kafeste duran bir süt anne kedi ile beş öksüz yavruyu severek oyalandım. Diğer veteriner kadınla sohbet ettim falan...
Sanki bir seraptı gördüğüm. Geldiği gibi havaya karışıp, uçup gitmişti sanki...

Telefon numarası vardı ama arayıp ne diyecektim? "Merhaba, ben size aşık oldum" desem... Haydi diyelim o güzelim kız karşılık verdi... Ya benim kızım, karım? Kafamda deli sorular, göğsümde bir sancı bir kaç gün daha yaşadım.

Bir hafta sonra telefon çaldı. Hayvan sever bir arkadaş arayan. Yeni doğmuş bir kediye süt anne aranıyormuş. Aklımda olsunmuş... Göklerden inen bir işaretti bu sanki. Selen'in çalıştığı veterinerde bir süt anne kedi vardı ya!

Aramaya cesaret edemedim. Kibarca, sizli bizli bir mesaj attım. Süt anne, yavru kedi falan...
"Ben istifa ettim" dedi... İyi halt ettin! diye geçirdim içimden.

Biraz da kötü ayrılmış, direkt veterineri arasam daha iyi olurmuş. Arayınca ondan bahsetmesem daha da iyi olurmuş... Kös kös aradım veterineri. "Başka yavru alamayız" dediler. Sonra bir iki arkadaşı aradım. Yavruya bir süt anne çıktı.

Bu arada Selen'den bir mesaj geldi. Kalbim ağzımda açtım. Bir dövme fotoğrafı. Altında başka bir konuşmaya ait olduğunu anlayacağım kadar bir şeyler yazılı. Herhalde yanlış oldu deyince çok özür diledi, yaptırmayı düşündüğü dövmeyi arkadaşına yollayacakmış. Ben fikrimi sorarsa dövmeyi pek beğendiğimden bahsettim ki hiç beğenmemiştim aslında. O bir gülücük yolladı. Mesajlar birbirini kovaladı. Ben salak gibi sırıtarak telefona bakarken siz'ler biz'ler, sen oldu ben oldu tüm dünya yine Selen oldu...

Bir süre mesajlaştık böyle. Mesajlara baktıkça ne esprili kız diyorum, ne tatlı, ne kültürlü kız diyorum, kız da bana karşı boş değil diyorum. Hem çok mutluyum hem çok korkuyorum derken... Eşim evi terk etti. Kızımı da alıp annesine kafa dinlemeye gitti. Ne zaman döneceğini bilemedi. Ev çöktü. Dünya karardı. Selen mesaj attı.

Ona herşeyi anlatmak istedim. Karımı, kızımı, ona olan aşkımı... "Gel bir kahve içelim" dedim. "Eve dolap gelecek" dedi. "Vaktim az" dedi. "Bilmiyorum" dedi. Konum attı.

Arkadaşının iş yerindeymiş. 7'ye kadar vakti varmış sonra dolap gelecekmiş... "Sen iste o dolabı sırtımda fizana taşırım" diyemedim, "Bir kahve içeriz, istediğin an kalkarız." diyebildim.

Buluştuk. Saçlarını kestirmiş ama beğenmemiş. Akşamdan kalmaymış, Yüzü gözü şişmiş. Dünyada gördüğüm en güzel şeymiş...
Yeni dövmesini gösterdi. O beğenmediğim dövmeyi kalbime kazıtasım geldi. Havadan sudan konuştuk. Tarih konuştuk, tiyatro konuştuk, kedi köpek konuştuk, tıp konuştuk... Bir ara yeni kestirdiği saçları dudağının kenarına takıldı. Uzanıp saçını kurtarıverdim. Garipsedi ama kızmadı da... Dayanamadım biraz sonra sanki yine takılmış gibi aynı hareketi yaptım. İmalı imalı gülümsedi.

Arada öyle dalıp gittim ki gözlerine, fark edince yüzü kızardı yine... Yine gülümsedi, yine espriler yaptı... Ama birşey hissettim. Galiba bu kız benden hoşlanmıyor diye geçti içimden. Veterinerdeki heyecanlı, kıpır kıpır hali yok üstünde. Çok hafif bir soğukluk var sanki...

Ciddi bir mevzu konuşmaya fırsat kalmadan telefonu çaldı. Arayan arkadaşı... Dolap geliyormuş. Yoldaymış. Sorarmış gibi yüzüme baktı... O an anladım kötü buluşmadan çıkmak için bir manevra yaptıklarını. "İstediğin an kalkabiliriz" dedim. İçim öldü ama ciddi konulara girmek zorunda kalmadığım için rahatladım da...

Arabayla aldığım yere bırakırken biraz rahatladı sanki. Herhalde benden kurtulduğu için seviniyor diye düşündüm. Üzgündüm tabi ama bir yandan da aynı havayı soluyorduk hala. Hala yanımdaydı. Buruk bir keyif de alıyordum o andan.

Araba durdu. Dünya durdu yine. Bir tek onun yeni kesilmiş mavi saçlarının dalgalanması durmadı, ağır çekim...

Sesim kendime yabancı, "Bir ara daha geniş bir zamanında..." diyebildim. Kapıyı açtı, bana bakıp öyle güzel, öyle sevimli, öyle muzip bir gülümsemeyle "Bakarız" dedi ki... Bu kız bana kör kütük aşık dedim içimden. Allah belamı verdi işte!

O akşam onun da izlediğini bildiğim bir diziyi izlerken televizyonun resmini çekip yolladım. Cevap yazmadı. Sabaha kadar uyumadım. Öğlen gibi iş arkadaşlarımın telefonlarıyla uyandım. Kim aramış ne olmuş diye bakarken Selen'den gelen tek mesajı fark ettim. "Hastanedeyim"

Aradım. Açmadı! Mesaj attım. "Neyin var? İyi misin? Hangi hastane?" Nefes alamıyorum, gözüm kararıyor. Arkadaşının iş yerini biliyorum. İnternetten numarasını arıyorum. Habire telefon çalıyor. İşe gitmedim diye arayan arkadaşa telefonda "İşini de sana da.." diye küfredip kapatıyorum. Ölüyorum ulan...

"İyiyim, merak etme, teşekkür ederim" Oh! Nefes alabiliyorum tekrar. "Ne oldu? Bir şeye ihtiyacın var mı? Geleyim!" İstemedi. Neyi olduğunu da söylemek istemedi. Anlamadım.
Mesajlaştık biraz. Kötü hava dağıldı sanki. Gülücüklü mesajlar havalarda uçuştu. Akşama şehir dışına uçmam lazım. Gitmeden görüşmek istedim. "Öyle güzel uyuyorum ki..." dedi. Uykusuna kurban olduğum... "Sana nazar değdi. Birisi maşallah demeden çok bakmış" yazdım.

"Sen bana mı yürüyorsun?" Bildiğim ama hiç kullanmadığım bir tabir... Şaka gibi mi yoksa ciddi mi soruyor emin olamadım... "Ben sana yürümüyorum ben sana ölüyorum" yazdım, göndermeden sildim. Gülücük yolladım. O da gülücük yolladı. Ama bir cevap bekliyor sanki...
İkimizde de İngilizce var. Bildiğim hoş bir söz, bu duruma tam oturan... "You are a bad idea, but I like bad ideas!"

"Dönünce görüşürüz. Sana rakı sofrasında anlatacaklarım var. Dinlemek istersen eğer..." "Tabi" Yine gülücük. O gülücük yolladıkça aklıma gülümsemesi geliyor.

Ertesi gün Antalya'dayım. İşi erken bitirip öğleden sonra uçağına bilet aldım. Hayalimde hep o rakı sofrası. Hakkımdaki herşeyi anlatacağım ve kendimi o incecik ellerine teslim edeceğim rakı sofrası...

Mesaj yazdım. "Tuhaftır biz hiç telefonda konuşmadık" diye... "Bence tuhaf değil"... "Arasam mı?" Cevap yok...

Artık biliyor gibiyim ama ne olacaksa olsun... Arıyorum... Nasıl olsa açmayacak. "Efendim?" Açtı! Sesinin yumuşaklığına kurban olduğum. Öyle tuhaf ki... Sesindeki rahatsızlığı, tavrındaki sertliği fark ediyorum ama sesini duyduğum için öyle mutluyum ki...

O gün döneceğimi o akşam müsaitse bir rakı sofrasında konuş...
"Ben akşama erkek arkadaşımla görüşeceğim"
Ağzımdan birkaç anlamsız nida çıktı galiba, hatırlamıyorum...
"Başka sefere artık" dedi...
Başka seferi mi var be! Ben öldüm! Beni gömün artık ben yokum!

Telefonu kapatınca biraz soluklandım. Hemen bir mesaj yazdım. Hem teşekkür eden hem özür dileyen, hem "kendine dikkat et" hem "hoşçakal" diyen... Yazmasam olmazdı. İnsan böyle bir güzelliğe dokunup da hoşçakal demeden bırakabilir mi? Cevap yazmadı. Beklemiyordum da zaten...

Belki biliyordu evli olduğumu. İnternet çağındayız zor değil öğrenmek. Belki baştan beri erkek arkadaşı vardı. Belki ikimizle aynı dönem tanıştı onda karar kıldı. Belki hiç öyle biri yoktu beni başından savmak istedi. Belki o da beni sevdi. Belki hala seviyor...
Kafamda deli sorular, göğsümde bir sancı... Daha ne kadar yaşarım?

Eşim eve döndü. Kızımı çok özlemişim. Hala onun için çok korkuyorum. Ev hala dar geliyor. Hala mavi saçlarına dokunduğum anı rüyamda görüyorum. Yüzünün kızarması hala gördüğüm en güzel şey... Hala ölemedim. Hala...

 

Yorumlar

Ad-Soyad
E-Mail
Yorum
Tüm Yorumlar
Tüm Yorumlar


SİZİ TANITALIM

Bilgilerinizi girerek, Dersimli Esnaf ağına dahil olabilirsiniz!

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak, ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz.

BURAYA TIKLAYINIZ

DERSİMLİ ESNAFLARIMIZ

Burçlar

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

NÖBETÇİ ECZANE

HAVA DURUMU

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

 Bugün : 7844
 Dün : 20599
 Toplam : 21405338
 Ip No : 54.91.38.173