Eğitim 6.9.2017 18:37:10 399 defa okundu

AİLE, MÜLKİYET VE TOPLUM

Engels  “Ailenin özel mülkiyetin ve devletin kökeni” isimli eserinde, çok ayrıntılı anlatır bu üç kurumsal yapıyı...Baki SENDAY'ın Kaleminden...

İlk bakışta birbiriyle sanki ilgili değilmiş gibi görünen bu üç olgu, yeryüzünde yaşayan her insanın, bir şekilde etkilendiği olgulardır. Engels  “Ailenin özel mülkiyetin ve devletin kökeni” isimli eserinde, çok ayrıntılı anlatır bu üç kurumsal yapıyı.

 

Devletin en küçük örgütlenme aygıtı olarak ailenin oluşum süreci, özel mülkiyetin edinilmesi ve korunması ile doğrudan bağlantılıdır. Çok ayrıntılı açıklama gerektiren bir konudur. Bir yazıda ancak sade ve temel bazı bilgiler verilebilir. Ben de bunu yapmaya çalışacağım. Toplum sosyolojik bir olgudur ve varlığını yadsıyamayız. Toplumsal değerlerin oluşum süreçleri uzun zaman dilimine yayılmıştır. Ailede, çocukların eğitiminde, beyinlere kazınan bu toplumsal değer yargıları, geleneksel özellikler içermektedirler.

 

Çocuklar, okulda pekiştirilen ve otoriteye tartışmasız itaat getiren bu normlarla büyüdüklerinde, sorgulama ve özgür zekâ yetisini yitirirler. İtaat, temelinde korku barındıran bir işlevselliğe sahiptir. Korkunun olduğu ortamda zekânın ve özgür düşünmenin imkânı yok demektir. Korkunun ille de şiddet içermesi gerekmiyor. Saygı adı altında yaratılmak istenen davranış biçimlerindeki korku, psikolojik olarak şiddetten daha etkilidir. “Ailem ne der”, “öğretmenim ne der”,” toplum ne der” “komşumuz ne der” türündeki baskı, kişiliği iğdiş edecek düzeyde tehlike içermektedir.

 

Özel mülkiyetin, yaşam biçimimize yansıma şekillerine bir göz atalım. “Benim karım”, “benim kocam”, “benim çocuklarım”, “benim evim”, “benim arabam”, “benim kıyafetlerim”, şeklinde devam edip gider listemiz. Bizimki gibi, dünyada milyonlarca aile var bu şekilde. Bu ailelerin bir araya gelmeleri toplum dediğimiz olguyu oluşturur. Özel mülkiyet edinirken, güce ve hırsızlığa başvuranlar güçlü aileleri, geride kalanlar ise sıradan halk topluluğunu oluştururlar. Zengin olan ailelerin bulundukları yüksek mevkiler, onlara devlet yönetmek gibi çok ayrıcalıklı bir konum sağlamıştır. Tabii ki; yönetme işlerinde kullandıkları askeri ve sivil güçler, yine yoksul ailelerin kontrolsüzce üremesinden doğan çocukları olmaktadır.

 

Toplumsal evrimleşmeye paralel olarak, bu güçlü yönetici aileler, kanun ve yasaları da zamanın ruhuna uygun olarak değiştirip egemenliklerini sürdürürler. İşte bütün dünyada değişik toplum ve uluslarda bu gelenek özgün özellikleriyle sürdürülür. Dünyadaki çatışma ve savaşlar da bu güçlü ailelerin kurdukları devletlerinin çıkar çatışmasıdır.

 

Toplum, insanlar arasındaki ilişkidir. Kişiler arasında, aileler arasında, çeşitli gruplar arasında, birey ile gruplar arasındaki ilişkilerdir. Her insani ilişkide, aynı zamanda çatışma da kaçınılmaz bir olgudur. Bu çatışmaları çözmek için bir takım kurumlar ve değerler oluşmuştur. Bu toplumsal değer olarak kabul gören yargılar, egemen olan güçlerce farklı amaçlar için kullanılabilir. Bunlardan en önemlisi din olgusudur. Dinin temelinde korku ve cehalet vardır. Dinler tarihi incelendiğinde insanlığın varlığı ile yaşıt olduğu ve insanla beraber büyük evrimler ve değişimler geçirdiği görülecektir. Doğa karşısında insanın başarısı, her defasında dinde bir gedik açmış ve giderek önemini kaybetmiştir. Bu durum egemenler için çok büyük bir kayıp olduğundan, dinleri siyasal araç haline getirip yönetmede ideolojik bir aygıt olarak kullanmaya başlamışlardır.

 

Günümüzde, yoksulluk insanlığın can alıcı bir sorunuyken, ibadet merkezleri ve tapınaklara harcanan kaynakların dudak uçuklatan rakamlara ulaşmasının bir nedeni olmalı! İşte tarihte aile, özel mülkiyet, din ve devlet ilişkisi çok karmaşıkmış gibi görünse de, aslında son derece yalın ve sade olan bir konudur. Karmaşık görünmesinin nedeni, insanların çok etkili ideolojik örgütlenme aygıtlarıyla manipüle edilmesindendir. Toplum denilen kalabalıklar, bireyin nefes borularını tıkayan bir tıkaç görevi görmektedirler. Eğer birey sorgulayamazsa, başkalarının ne diyeceğinden korkar ise doğru olanı bulmak için mücadele etmez ise, özgür düşünce ile tanışması mümkün değildir. Zira özgür düşünce korku ile bir arada asla tasavvur edilemez.

 

İtaat kültürünün saygı olarak algılandığı bir toplumda, özgür bireylerin yetişme şansı yoktur. Anne babaların evlat büyütürken, yaşlanınca bize bakmakla yükümlüsün yoksa günaha girersin tarzındaki terbiye anlayışı, kulluktan öte bir kişilik kazandıramaz. Cehennem korkuları ve öbür dünya nimetleriyle terbiye edilmiş insanların, bu dünyadaki yaşamı ıskalayan bireyin mutlu olması mümkün mü? Toplumun bize dayattığı geleneksel değerlerin bize ne anlam ifade ettiğinin köklü bir sorgulamasını yapmadan, özgürlüğün şafağını yakalamamız olası değildir. İyi okumalar.

                                             Baki Senday

                          bakisenday62@gmail.com

    

Yorumlar

Ad-Soyad
E-Mail
Yorum
Tüm Yorumlar
Tüm Yorumlar


SİZİ TANITALIM

Bilgilerinizi girerek, Dersimli Esnaf ağına dahil olabilirsiniz!

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak, ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz.

BURAYA TIKLAYINIZ

DERSİMLİ ESNAFLARIMIZ

Burçlar

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

NÖBETÇİ ECZANE

HAVA DURUMU

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

 Bugün : 5532
 Dün : 17002
 Toplam : 21028305
 Ip No : 54.167.253.186