Güler YILDIZ 2.6.2012 00:00:00

QıjıkaReş...?

tunceliemek@yahoo.com

Tanıştığım zaman çok heyecanlandığım az insan oldu yaşamımda. Bütün bilgimin sıfırlandığı, dilinin ve düşüncesinin etkinde kaldığım bu insanların karşısında ne kadar az ve zerre olduğumu fark ettim hep. Dağın ömrüne kendini ve kalemini dayamış insanlardan söz ediyorum. Sözün efendilik ettiği değil, söze dahi efendi olabilen kalemlerden… Bir cümle dahi kişisel tarihime yazabilenlerden… Bana bir sözcüğün arkasındaki devasa hüznü, neşeyi ve sessizliği öğretebilenlerden…

İlki Kenize Murad'dı. 5. Murad'ın torunu olan annesi Selma Sultan'ı yazdığı "Saraydan Sürgüne” adlı kitapla milyonlarca okuru olan yazar… Karşımda hanedan kökenli olmasına rağmen kendini hiçbir aidiyete teslim etmemiş, kendi doğumunu kendisi yapmış bir kadın vardı. Zarafeti sonradan bulduğu soyluluktan değil, kırık dökük otel odalarının nem kokusu içine doğmuş olmasındandı. Tv programından sonra da bolca sohbet etme şansımız oldu.

 

15 yıllık Ortadoğu gazeteciliği, kitaplarındaki Osmanlı tarihçesi bile Kürt sorunu hakkında soru sormam için yeterliydi. Program sırasında belki biraz üst perdeden oldu ama sordum: Osmanlı'da sınırlı da olsa hakları olan Kürtleri şimdi nasıl görüyordu? "Ama şimdi tv'leri var ve anadilde eğitim de yapabiliyorlar” dedi. "Parasız eğitim isteyen gençleri tutuklamışlar buna şaşırıyorum ve inanamıyorum işte” dedi. Ben de inanamamıştım, nasıl bir Türkiye okumasıydı bu? Tatlı bir sertlikle ve gülümseyerek, milletvekili ve belediye başkanlarının, gazetecilerin tutuklanmasını, içerde olan çocukları, faili meçhulleri anlattım. Şaşkındı ve pek yanıtlamak istemiyordu sorularımı…

 
Program sonrasında ise bilmediği bir konuda yanıta zorlanmış olduğunu hissettirdi. Ama şimdi daha çok meraklanmış, Türkiye'de neler oluyordu böyle? Bunun yanıtını onu doyuracak kadar vereceğimi sanmıyorum, siyasi bir tahlil gerektiriyor. "İsyan”lardan girip "KCK”den çıkmak kolay değil. Ama basite indirgeyerek "anadilde eğitim hakkı yok, anadilde tv-radyo yayın hakkı yok, Kürtçe düşünmek, konuşmak sanıldığı gibi serbest değil. Anlaşmak, siyaseten anlaşılır olmak ve çocukların kendi dillerinde eğitim almalarına olanak sağlamak çook zor.”
 
Birbirimizden ayrıldığımızda onun zihninde kocaman bir gedik açtığımı biliyordum. Bu soruları artık kendisi soracaktı…

 

****

 

Geçen hafta Wan'daydım. Çok sayıda sanatçının emeği ve çabasıyla orada yağmura rağmen bir konser gerçekleştirildi… Konser alanının hıncahınç dolması elbette gerekmiyordu, bin aileye gıda yardımı yapabilmek gibi bir gönüllülük vardı. Ama bir şey sezdik orada. Yolunda gitmeyen bir şey… Wan'ın kaderini devletin eline bırakmamakta kararlı olan duyarlılık, devlete rağmen Wan için çalıştı, çabaladı. Fakat BDP'nin konsere ilgisizliği neye yorulacaktı? Düğün-dernek gözetmeden halkının yanında olan milletvekilleri, bu konsere niçin ilgi göstermedi? BDP'li il başkanı neden sahneye gelmedi? Hep bu sorular vardı konser sonrasında…

 
İnsanın kendinden olana, kendinden yana olana devlet olması anlaşılır bir durum değil. Şurada 11 sanatçı ile Wan'a gidilmiş, ev sahibi olarak dahi görünmeyi ihmal ederiz. Üstelik konsere insanların katılımını da engelleriz… Duyumlar böyle…

Sanatçıların ayakkabılarına "tez gitsinler” diye tuz koymaya benzemiyor mu? Yarın bir gün mahkeme kapılarında, yürüyüşlerde, mitinglerde kimlerle omuz omuza yürümeyi umuyoruz acaba?

 
İşte orada, Wan'da "QıjıkaReş” adlı bir dergi tutuşturuldu elime. Sözcüklerin en çılgını buradaydı. Ve güzel gönüllü bir kalem bana Kato dağlarını öğretti: "Kato Marinos, kendine özgü eşsiz nergisleri ve ballı yaban çiçekleriyle, Kato Jirkan her yandan esen rüzgârıyla meşhurdur. Alışmamış olanlar yazın öğlen güneşi altında üşürler. Kayalıkları karmaşık bir labirent gibidir, insanı çeker ve kaybeder.”

Wan'ı çevreleyen karlı dağlara baktım… Eriyecek o karlar, güneş ısıtacak toprağı, çiçekler kan kokusuyla delirmemişse eğer, yeniden selamlayacaklar hayatı…

Hayat her bahar tazeler kendini. Ve bahar en çok dağlara yakışır. Ancak şu kafalardaki kar erir ve güneş olanca heybetiyle zihniyete de nüfuz ederse…

Yoksa hep kar, hep kış, hep felaket… 

Güler YILDIZ yazarına ait diğer yazılar

18.2.2014 00:00:00
2.4.2013 00:00:00
27.3.2013 00:00:00
19.3.2013 00:00:00
8.3.2013 00:00:00
19.1.2013 00:00:00


SİZİ TANITALIM

Bilgilerinizi girerek, Dersimli Esnaf ağına dahil olabilirsiniz!

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak, ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz.

BURAYA TIKLAYINIZ

DERSİMLİ ESNAFLARIMIZ

Burçlar

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

HAVA DURUMU

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

 Bugün : 9723
 Dün : 11143
 Toplam : 24591167
 Ip No : 54.158.248.112