Güler YILDIZ 31.12.2012 00:00:00

Kırmızı ve Siyah...

tunceliemek@yahoo.com

1830'da yazılmış bu kitabı 1990'larda okudum. Hangi akılla okudum bilinmez. Bana ne kaldığı konusunda da tüm diğer klasiklerde olduğu gibi şüpheliyim. Hem neden o el kadar yaşlarda bu baba evren kitaplar okunur/okutulur, onu da anlamamışımdır.

Kızılın asker, karanın da kilise olduğu çağrışımının dışında, Stendhal'ın bu ünlü romanının adı ısrarla asılı kalmış aklımda. Oradan başlayayım.

 
Efendim, her yer pek bir kırmızı-siyah! Çok anarşist esiyor rüzgârlar. Cehennemin "ceh” basamağında duruyor zaman. Ve yönsüz kuşlar gibi oraya buraya nafile savruluşlarımızı izliyor, eğlenerek. Zaman böyle hain bir şey. Belki romanda yazarın kendi hayal kırıklıkları, sevinçleri, umutları falan varmıştır; yoksa niye iki kızgın ve güçlü renk ad versin bir hayale? Bizi yazara yaklaştıran şey tam da bu:
 
Örselenmişliğimizi en iyi renklerle anlatabiliyoruz. Şöyle mosmor bir an, çürük domates kokusu gibi bir bencillik, ayva sarısı gibi bir ayrılık… Peh… Burayı ben uydurdum. Ayva sarısı gibi ayrılık olmaz!
 
Halklar birbirinden ayrılmak, kopmak istediğinde -sosyolojideki karşılığı  parçalanmak”- ayva gibi sapsarı bir şey olmuyor ülke! Önce kırmızı oluyor, sonra siyah… İkili ilişkiler de öyle. Derin cümledir: mikro kosmosta ne pişiyorsa makro kosmosta o yeniyor, en nihayetinde.
 
Kırmızı ağrının, acının rengi. Renklerle kişilik tahlili yapan tuhaf psikologlar var, onlar halt etmiş! Eğer bir toplum pembeye, lilaya, yeşile ve upuzun maviye ulaşmak için kırmızıdan geçmek isterse, geçer! Bunun dengesi de ayarı da ölçüp biçen kantarı, metresi de yok ayrıca. Kırmızı aşırı istektir, evet. Zamana yapışıp kurur; güneş vurur, rengi döner: İşte siyah o zaman çalar kapısını isteklerin. Siyaha duran zamandan korkmak lazım aslında: Ama bir dönüşüm haline işaret ediyorsa, siyahı da sevmek, hem de çok sevmek lazım!  Kurumuş kan ne renktir mesela? Bizi yeşile götürecek olan siyahtaki ısrardır neticede, valla!
 
Stendhal'ın Kırmızı ve Siyah'ı Léo Ferré'yi de çağırıyor masaya. Tırtıklamadığı sesiyle çok hoş bulaşıyor sokağın gümbürtüsüne. Notalarının etrafında geniş kanatlı kuşlar dönenip duruyor. Bir vakit sonra berraklaşacak sular çağıldıyor.
 
Léo Ferré, tuhaf bir kırmızı-siyah adam. Şunun şurasında 1993 yılında ölmüş. Anarşist şarkıcı. Şair. Şimdi bir tutkuyla Ferré'i dinliyorum.  Şu "silahlar ve kelimeler aynı şeylerdir, ikisi de gebertir” diyen adam… Mahallenin cümlelerine uygun bir tabure: silahlar da gebertiyor, kelimeler de… Bir de gaz var ki, Ferré gazın kimyasal bir terim olduğunun dışında cümle içinde görmedi ömründe. Bizim hayat var ya, Ferré'den bir adım önde!
 
Kızıl, saksıda büyütülen ütopyaysa, kara da varlığına armağandır hayatın. İtirazın rengi de kara… Kilisenin/caminin vd. gericiliğinden sıyırıp özneyi, tek başına isyan-itiraz haline de getirebiliyoruz mesela. Ferré'nin sesi, isyanın hevesi!
 
Halklar diyorduk, kırmızı ve siyahta gelecek gören halklar… "Nerde inceyse oradan kopsun” diyen, sonracıma "dolmayan damla akmazmış”da ortaklaşan halklar… Her yerden ses veriyorlar inatlarına. İnat iyidir; yüreklendirir kişiyi. Azmin, kontrollü ya da ölçülü hırsın ağababası inat… Şimdi sokaklar kırmızı. Kızgınlığın kırmızısı. Siyah-lacivert arası güçlerle kırmızı inatlı güçlerin çarpışmasıdır sokakta yaşanan.  Biraz korku da vermiyor değil. Çünkü bir adım sonrası için pusuda bekleyen soru: Ya sonra??
 
İktidarın siyahı ile halkların kırmızısı bir kuyuda buluştuğunda sorulmalı bu soru. Belirsizlik orada başlayacaktır ne de olsa. Daha değil. Henüz kuyunun başına çekmedi acılar bizi. Henüz çemberindeyiz kavganın. Sokak coşacak, kaybolacak kendi gürültüsünden. Arada sessizlik yaratsa da iktidara şeker aklın ehilleri, gümbürtüsü bas bas bas sokağın; bebeğin ilk doğum anında sığındığı tek tanıdıklık; ananın atan kalbi…
 
İktidara şeker aklı ehiller: Olmuyor; renk körü bu adam/kadınların şimdiye dek, daha hayat az acıtılmış, az tırnaklanmış iken vardıkları sessiz evren pembeydi demek. Iııh… Olmuyor, kırmızının karşısına niyeti gebertmeyen sözlerle çıkılmayınca kimseye bir şey olduğu yok! Zaman artık kırmızıdan yana. Az biraz sonra da siyaha kesecek.
 
Dip olacağız hep beraber.
 
Dibi görüp, sıyrılacağız kırmızı ve siyahtan. Belki çürük soğan rengini alırız belki ezik patlıcan…
 
Ama birkaç satır ötemizde duruyor mavi. Öldürmeyen kelimelerle yaklaşılmalı, yoksa mavinin derinliği de sarsarak öldürür kelimeleri…

Kelimelere dikkat, en az silahlar kadar!                                              

Güler YILDIZ yazarına ait diğer yazılar

18.2.2014 00:00:00
2.4.2013 00:00:00
27.3.2013 00:00:00
19.3.2013 00:00:00
8.3.2013 00:00:00
19.1.2013 00:00:00


SİZİ TANITALIM

Bilgilerinizi girerek, Dersimli Esnaf ağına dahil olabilirsiniz!

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak, ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz.

BURAYA TIKLAYINIZ

DERSİMLİ ESNAFLARIMIZ

Burçlar

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

HAVA DURUMU

ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ

 Bugün : 9719
 Dün : 11143
 Toplam : 24591163
 Ip No : 54.158.248.112